Ağustos 27, 2008 16:32, 2007

Jesus Franco

“Israr ediyorum: “Kötü” filmlerin nasıl seyredilmesi gerektiğini öğrenin, onlar genellikle çok güzeldir.” Ado Kyrou / Le Surréalisme au Cinéma

Yukarıdaki eleştirmen ve yazarın sözüne kesinlikle katılıyorum ve Jess Franco’yu sevmemin sebebi de budur. Aşağıda bu Avrupalı yönetmen hakkında, Cathal Tohill ve Pete Tombs’un 1995’te yazdığı Immoral Tales’den alıntılar yer alacaktır:

“…1962 yılında gösterime giren “Korkunç Doktor Orlof” (Gritos en la noche) sinematografik bir zaman bombasıydı; maraziydi, erotikti ve darbesini indirmekten hiç çekinmeyen bir korku filmiydi. Günümüz için bile arsız bir sarsıcılığı vardı. Orlof’la birlikte seks ön plana çıkarken gelecek 20 yıl boyunca Avrupa korku sinemasının çehresini de değiştiriyordu.

Önemli şeyler şans eseri ortaya çıkmaz, özellikle sinemada. Film yapmak karmaşık bir zanaatkârlık gerektirir. Yaratıcı bir şekilde kuralların dışına çıkacak minicik bir eser üretmeyi bile düşünüyorsanız, önce işin temeline hâkim olmanız ve sonra da bunun bedelini ödemeniz gerekir.


Bir Jess Franco filminde cinsel anaforundan daha önemli tek bir şey olabilir, o da caz müziğidir. Pek çok insan yalnızca birkaç yönlendirici tutkuya sahiptir, oysa Jess Franco neredeyse her şeyin içine derinlemesine dalıyordu. Gençliğinde yazdığı ucuz romanlar çılgın ve fantastik eserlerdi. Bunların çoğu daha sonra çekeceği filmlerin öykülerine ve garip senaryolarına esin kaynağı olacaktı. Hatırı sayılır ve saygın isimlerden biri olmak için bu erdemli ve kabul gören yolu izleyebilirdi ama yapmadı; gerekçeler ise karmaşık ve boğum boğumdu. Derinlerde bir şey onu aksi yöne sürüklüyor ve kendi cinlerine kulak vererek özgün sinemasını oluşturmaya zorluyordu.


Franco’nun doğal eğilimi çılgınca bir kurgu örgüsüne sahip filmler yapmaktı. Bayat bir malzemeye yeni bir görüntü vermek ender bulunan bir yetenektir. Franco iyice yıpranıp eskimiş senaryoları alıp onları eğip büküyor ve içlerine yepyeni bir zindelik katıyordu.

Jess Franco insanın gözlerini yuvalarından uğratan kızları seviyordu, özellikle de şarkı söylüyor, etrafta striptiz ve şamata yapıyorlarsa. Neredeyse her Jess Franco filminde yorgun patronların takıldığı ve insanın sağduyusunu bozucu, ama bir yandan da ağız sulandırıcı kulüp sahnelerinden en az bir tane vardır.


Bazı sinemacılar erotik ve seksi senaryolara bayılırlar. Jess Franco ise seyrettiği bir filmin niteliği ne olursa olsun içinde cinsel anlamda ne dediği belirsiz ve karmaşık şeyler olmasından hoşlanmıyordu. Cinsel yaramazlıkları ya da motifleri çevreleyen herhangi bir şüphe Franco için sahtekârlık anlamına geliyor ve Hollywood filmlerinde seksin hafife alınması onu hep şaşırtmıştır. Bu felsefe aslında Jess Franco’nun bütün filmleri için geçerlidir. Eğer küçük bir seks iması bile varsa Jess Franco bütün samimiyetiyle oradadır. Bir gece kulübü sahnesinde dansçılar yalnızca etrafta hareket etmezler; havada daima müstehcen ve röntgenci bir titreşim vardır.


Franco görünürde zeki, entelektüel ve kültürlüydü. Derinlerdeyse kendisinin bile tamamen anlayamadığı bir motor sürekli çalışıyordu. Sürpriz yaratma potansiyeli inanılmaz yüksekti; film izleyicileri tarafından hiçbir zaman tamamen reddedilmeyişinin sebebi de buydu. 1970’lerin sonuyla 1980’lerin başı arasında yaptığı cinsel istismar filmleri, söz konusu durumun örnekleridir. Bütçeleri düşük, kaynakları minimumdur; ama filmlerin bazıları son zerresine kadar küçük birer başyapıttır aslında…”

Yazan: Wherearethevelvets