Mart 21, 2008 , 2007
High Noon / Kahraman Şerif {Fred Zinnemann}
Öncelikle Fred Zinnemann hakkında birkaç kelam etmek gerekecek.
Kendisi bilindiği gibi Avusturya asıllı bir yönetmen olup, mesleğe kameraman yardımcılığı kimliğiyle, yani işin bizzat mutfağında başlamış isimlerdendir. (Bu, -aşağıda yazılı filmde de görüleceği üzere- eserlerindeki biçimsel titizliğe yansımıştır.) Robert Siodmak'ın asistanlığını yaptıktan bilahare Amerika'ya göç etmiş, 80'lerin ortasına dek önemli eserlere imza atmayı sürdürmüştür. Burada dikkat edilmesi gerken husus, Zinnemann'ın Amerika'ya yerleştiği dönemin büyük buhranın en sancılı zamanlarına tekabül ediyor oluşudur. Bir on-on beş yıl sonra gelen ikinci savaşı ve nihayet McCarthyci sürek avını da hesaba katarsak, Zinnemann'ı daha iyi tahlil edebiliriz diye düşünüyorum: Vanessa Redgrave ve Jane Fonda’lı 1977 yapımı 'Julia' filmini hatırlayın! Ve de ilk dönem filmlerinde ahlâki aşınma içerisinde bulunan kahramanları...
Marlon Brando'nun ilk filmi olma özelliğini de taşıyan 'The Men' {1950, Erkekler}; Gregory Peck & Anthony Quinn ikilisini bir araya getiren savaş klasiği 'Behold a Pale Horse' {1964, Kısrağı Dizginlemek}, 'From Here to Eternity' {1953, İnsanlar Yaşadıkça} ve 'A Man for All Seasons {1966, Her Devrin Adamı} filmografisinden önemli çalışmalar. Ve elbette High Noon (1952, Kahraman Şerif)...

Soldan sağa: Marlon Brando, Fred Zinnemann ve Montgomery Clift
High Noon, "tek tabanca" bir adamın; bir yalnız kahramanın hikayesidir. Filmdeki oyunculuğuyla akademi ödülünü kucaklayan Gary Cooper'ın canlandırdığı Will Kane; yıllardır kasabayı huzur ve sükûnet ile idare edebilmeyi başarmış, nihayet görevindeki son gün gelip çatmış bir şeriftir. Bir Protestan hanım ile (Monaco'nun müstakbel prensesi güzeller güzeli Grace Kelly hayat veriyor) evlenmiştir ve göğsündeki yıldızı yeni şerif adayına devredip uzaklara gitmeyi düşünmektedir. Ancak kötü şans işte! Yıllar önce yakalayıp adalete teslim ettiği Frank Miller (Ian MacDonald) adlı azılı suçlu, kasabaya gelen trenin içerisindedir. Cooper, çevrenin tüm telkinlerine rağmen kaçıp gitmeyi onuruna yediremez ve böylece diken üstünde yaşayacağımız dakikalar başlamış olur. (Gereksiz bir bilgi olacak ama işte bu yalnız ve kahraman adam mitosu, Amerikan başkanlarına da popülizm kaynağı olacak; High Noon, Beyaz Saray'ca en gözde film olarak işaret edilecektir…
Grace Kelly & Gary Cooper
"Diken üstünde yaşayacağımız dakikalar başlamış olur!" demiştim. High Noon gerçek zamanlı bir filmdir. Hikaye ve olaylar tek bir günde; zaman geçişleri olmaksızın cereyan etmektedir. Minimalist/doğal bir anlatımı vardır ve gereksiz yan unsurlar fazla yer kaplamaz. Görece kısa sayılabilecek 86 dakikalık süreden de bunu çıkartabiliriz. Zinnemann, filmde boş raylar, tenha/tekinsiz sokaklar ve saat kadranları gibi ögelere sıkça yer verir. Bunlar, kasabadaki endişeli bekleyişe gönderme yapan imgelerdir elbette.

Filmin ancak -oldukça heyecanlı- son 10 dakikasında arz-ı endam edecek olan Frank Miller, çok tehlikeli ve gözünü intikam hırsı bürümüş bir katil olarak resmedilir mütemadiyen. Bir hayalettir adeta! Aralarında körpe bir Lee Van Cleef'i de gördüğümüz ve sıkça karelere yansıyan istasyonda bekleyen üç adamı, ağızlarında sigara konuşmadan öylece rayların yolunu gözlerler. Buna mukabil Will Kane ise ecel terleri dökmektedir. Bir zamanlar yanında olan en yakın dostları dahil herkes -hatta eşi dahi- kendisine yüz çevirmiştir. Yavaş ilerleyen, adım adım ayak seslerini duyduğumuz bir gerilim zerkedilir seyirciye... Buradan da anlaşılacağı gibi bol çatışmalı ve mermilerin havada uçuştuğu westernlerden değil High Noon. Yönetmen sizleri çaresiz bir Gary Cooper ile özdeşleştirmek için elinden geleni yapıyor.

İki kadın arasında kalan erkek leitmotifinin de araya serpiştirildiği High Noon, dönemin genel ve ahlaki anlayışına, sosyal yapısına yönelik göndermeler de taşır. Bunlardan bir tanesi kuzey/güney arasındaki ekonomik adaletsizlik. Will Kane'in yardım almak için kiliseye girdiği sahne mesela. Burada güney eyaletleri, kuzeyin ianesine ve desteğine muhtaç şekilde resmediliyordu. Yine gerek 10 Emir'den "öldürmeyeceksin!" pasajını aktaran rahip; gerekse Cooper'ın evlendiği hanım özelinden yürütülen Katolik/Protestan tartışmaları ve de idam cezasını savunan kasaba halkı, püriten McCarthy döneminden emareler taşır hep.

"Oh sevgilim, beni terketme!" (Do Not Forsake Me, Oh My Darlin isimli şarkı; beste: Dimitri Tiomkin; seslendiren: Ned Washington) sözleriyle anımsanacak ve filmdeki sahnelerle uyumlu şekilde çok kez işittiğimiz güzel müziğin Oscar ödüllü olduğunu da sözlerimize ekleyelim.

Bu kilometre taşına mutlaka tanıklık ediniz!
(1) Yorum yaz!
Bu yazıyı paylaşın!