Nisan 6, 2008 , 2007

Amando de Ossorio ve Blind Dead (Kör Ölüler) Serisi

1970’li yıllarda, İspanya’da sinema filmlerindeki tutuculuk azar azar kırılmaya başlamıştı. Hard seks filmleri, hala yasak olmasına rağmen (böyle filmleri izlemek isteyenler komşu ülkelere gidiyordu), korku filmi kisvesi altında oldukça iç gıcıklayıcı cinsel temalara dokunularak peliküle aktarılıyor, aç seyirciler bir nebze tatmin ediliyordu. İşte çıplaklığa aç İspanyol izleyicisini, etli butlu kadınların pervasızca sergilenen vücutlarıyla doyurmayı amaçlayan bu döneme “destape” (soyunma) adı verildi. En verimli zamanını bu dönemde yaşayan yönetmen Amando de Ossorio, “Kör Ölüler” serisini çekmiştir. Tarihte, yanlış anlamalar veya bilinçli yapılan karalamalar sonucu adları neredeyse sataniste çıkan Tapınak Şövalyeleri, bu filmlerin ana korku unsurudur. Yaptıkları din dışı ayinler nedeniyle, ayaklanan halk tarafından gözleri dağlanarak öldürülmüşlerdir. Etrafta kırıştıran ve koşuşturan edepsiz gençler yüzünden mezarlarında bile rahat edemeyen tapınak şövalyeleri, tabutlarından fırlarlar ve gürültü yapan veletlere hadlerini bildirirler. Bundan sonra bu ünlü “Blind Dead” üçlemesine (Aslında 4 film, ama kimin umurunda!) değinmeye çalışacağım. Bol bol ipucu içerdiğinden, okumadan önce filmi izleyiniz, lütfen!

                   Tombs of the Blind Dead (La Noche del Terror Ciego) – 1971



Bir havuz kenarında iki kız karşılaşırlar. Bu kızlar lisede aynı odayı paylaşmış, yıllardır görüşmemiş iki arkadaştır. Kızıl saçlı ve basenlerinde daha çok selüliti olanın adı Bet’tir ve cansız mankenler yapmakla uğraşmar ilişkisi vardır. Bu üçü uyku tulumlarını alarak hafta sonu trenle bir yere gitmeyi planlarlar. Trende Bet ile Roger biraz fazla yakınlaşırlar. Hem de Virginia’nın önünde, kim kimin kucağında falan, rezalet sahneler gerçekleştirirler. Daha fazla tahammül edemeyen Virginia reyondan ayrılır. Bet, onu teselli etmek için arkasından koşar. Birlikte lise yıllarını hatırlarlar (Flash back sahnesi dumanlar içinden beliriyor!). Bunlar meğer arkadaşlığın biraz ötesine geçmişler. 

(Bu hayli komik sahnede iki kızın gençliğini de aynı aktristler canlandırıyor. O dönemde gençleştirme makyajı biraz pahalı olduğundan, kızların kafasına peruk takıp iki yandan örgü yapmışlar, seyirciye yutturma yöntemini uygun görmüşler.)

Fettan olan Bet aniden Virginia’yı öper, önce ikisi de şaşırır ve sonra “amaaan canım boşveeer” diyerekten yatay pozisyona girerler. Yine dumanlar içerisinden günümüze döndüğümüzde iki kız birbirlerine biraz samimi sarılmış halde yakalanırlar Roger’a. Virginia çok utanır ve treni durdurup inmek ister. Ama makinist ve oğlu “abla bu tren transittir, en son durağa kadar hiçbir yerde durmaz. Ayrıca da buralarda bir yerleşim yeri yok. Alimallah gece kurtlar çıtır çıtır yer sizi güzel ablam”ın İspanyolca karşılığını söyler. Kız gözünü karartır, hareket eden trenden atlar (dublöre para yetmediğinden başroldeki kızı atmışlar paldır küldür). Bet ve Roger arkasından bağırırken kız, sırtında uyku tulumu, altında külot büyüklüğünde bir şort, kıvıra kıvıra, civardaki eski kent yıkıntılarına varır. Hayli iç karartıcı bu Ortaçağ sitesinde, bir de mezarlık bulur. Hava da gittikçe kararmaktadır.

Böyle ucuz korku filmlerinde, eğer elinizdeki imkanlar kısıtlıysa, olabildiğince ekonomik davranmak zorundasınız. Yönetmen de, kızın yıkıntıları keşfetme sahnesini olabildiğince uzatmış; çürük merdivenlerden içeri göçen ayak, dokununca kızın kafasına düşen döküntü kapı gibi malzemeleri ve öd koparıcı korku unsuru olarak civarda dolaşan-hareket eden her türlü yaratığı (kedi, fare… vb.) kızın suratına fırlatmak suretiyle, ziyadesiyle kullanmış.

Neyse, Virginia, tepesinde dam olan nadir bir yapıya girer, tahta kapıyı da arkasından bir kalasla kilitler, içerde biri saldırırsa kaçması zor olsun diye! Eski bir ocakta etraftan bulduğu çer çöple ateş yakar. Uyku tulumunu yere serdikten sonra şort

ktadır. Kumral olanın adı Virginia’dır ve Roger adlı erkek arkadaşıyla henüz ismini koymadıkları biunu çıkarır (içinde don yoktur?) bluzünü çıkarır ve geceliğini giyer. Radyosundan da tempolu bir jazz parçası bularak güzeeelce uzanır.

Dostlar şimdi sorarım size: Gece uyurken salonunuzun ortasına yerleşen, aile terbiyesi almamış böyle bir serseriyle karşılaşsanız tepeniz atmaz mı? Zombiler de öyle düşünmüş olacak ki mezarlarından teker teker dirilirler.

              

Bu zombiler tüm seride aynı olduğundan biraz kendilerinden bahsetmek istiyorum. Anlaşılacağı üzere aslında bunlar, paçavramsı cüppeler giyen maske takmış adamlardır. Yakın planlarda zombi yüzü görünmesi gerektiğinden yönetmen paraya kıymış, bir tane maskeye iki üç tüy yapıştırmış. Bir de yakın plan çekimlerde kullanılan kurumuş bir el var ki bu sağ el tüm seri boyunca, tabutu aralayıp çıkıyor, kızı boğazlıyor, camı kırıyor, perde falan paralıyor. Ama hep aynı sağ el! Herhalde yönetmen bunları bir kere yaptırmış, canı film çekmek istediğinde de bodrumdan çıkarmış. Ayrıca müzik var tabii. Zombilerin sahnelerinde tema olarak bir ayin ezgisi kullanılmış. Gırtlak kanserli erkekler tarafından seslendirilen orijinal film müziği (ki kalan 3 filmde de aynı temadır) şöyledir:

Azeturammmm…. huööörargh…. sicirantimmm…. hıaaaarg…. reviveretammm…. hıoooaargh…. omnimbisss…. nıhoorgh…. azucarmoreno…. prooarghagh…

Bu eşsiz tema eşliğinde nereden çıktığı belli olmayan ceset atlar üzerine; “ağır çekimde” dıgıdık dıgıdık koşan zombi görüntüleri tüm filmlerde aynen kullanılmış.

Burada da kız bu ezgiyi işitir (?) ve “biri mi geliyor” diyerekten telaşlanır. Gelen kişilere ayıp olmasın diye de geceliğini çıkarıp üzerine daha uygun kıyafetler giyer. Kapının yanındaki pencereyi açınca, yakın plan için hazırlanmış zombi suratıyla karşılaşıp dehşetle çığlık atar. Zombi uzattığı “sağ” eliyle kızı yakalamaya çalışınca kız geriler. Başka bir el (tahmin edin bakalım hangi el? İpucu: sol değil!) tahta kapıyı kırarak arkasındaki kalası kaldırır. İçeriye doluşan zombilerden kaçan kız dama çıkar ve dışarıdaki zombi atlardan birine atlayarak ağır çekimde kaçar. Atlarıyla kızı kovalayan zombiler de ağır çekimde koştukları halde, muhtemelen kızın çekim deviri daha yavaş olduğundan hemen yakalarlar. (Fakat gece değil miydi? Anlaşılan yönetmenin gece çekim yapacak ışık tertibatı yokmuş ki, bu sahneleri gündüz çekip sonradan karartarak bize yutturmaya çalışıyor). Atın üzerinden çektikleri kızı aldıkları gibi yere çalarlar (Yine dublör yok. Kızın bacakları kırılmış olmalı). Virginia acı acı çığlık atarken ellerinde kılıçlarla yaklaşırlar…

Bu arada Bet ve Roger gidecekleri yere varmış ve soğuk içkilerini yudumlarken Virginia için endişelenmeye başlamışlardır. En son gördüklerinde kız yıkıntı bir şehre doğru gitmektedir. Bunu tesadüfen duyan garson kızın dizlerinin bağı çözülür. Kızın gittiği yerin Berzano adlı lanetli bir Ortaçağ kasabası olduğunu ve tapınak şövalye zombilerinin oralarda fink attığını belirtir. Bet ve Roger iki at kiralayarak arkadaşlarını aramaya Berzano’ya giderken, geri dönen trendeki makinist baba ve oğul, tren yolunun kenarında Virginia’nın cesedini görürler ama korkudan duramazlar. Polise haber vermeyi planlayarak biraz olsun suçluluk duygusundan kurtulurlar.

Berzano’ya varan Bet ve Roger, mezarlığı keşfederler. Mezartaşları Mısır haçı (ankh) şeklindedir. Bunu kısa bir konuşmayla, ikonografi ve din bilimine hâkim olduğunu belli eden Roger’dan öğreniriz. Ankh, batı toplumunda satanist eylemlerde kullanılırmış efendim.

                
                                         Amando de Ossorio & Arkadaşı

(Aslında bir yere kadar doğru. Bu haç, ana tanrıçayı ve gnostik bilgiyi sembolize eder. Tapınakçılar da Maria Magdelena’cı olduklarından bu inancı gösterecek hareketler yapmışlar. —Tahminen Maria Mısırlı, koyu tenli ama kızıl saçlı, ana tanrıça kültüne bağlı bir rahibeydi— Aslen Hacca giden dindarları korumak için kurulan bir silahlı cemiyet olarak bilinse de Meryemciliği ve gizli inanışları savunma amaçlı kurulmuşlardır. Hıristiyanlığı temelden sarsacak bilgilere sahip oldukları için nedense çok zengin ve nüfuzlu olmuşlar. Tabii Papa bu durumu kıskanmış ve adlarını kötülemiş. Halk, tapınak şövalyelerinin gizemli davranışlarını kafalarında şekillendirerek, şeytana tapma, seks ayinleri, eşcinsellik, ölümsüzlük için kan içme törenleri gibi safsatalara dönüştürmüşler. Film de biraz bu batıl itikata dayamış sırtını…)

Aniden ikilinin atları bir şeyden ürküp kaçar. İkili n’oluyor derken Virginia’nın eşyalarını bulurlar. O esnada, bu olayı araştırmakta olan iki polise (Marcos ve Olivier) rastlarlar. Arkadaşlarının cesedi bulunmuştur ve morgda verifiye edilmesi gerekmektedir. Hep beraber morga giderler. Morgda sakallı bir polis memuru vardır ki, daha çok çatlak bilim adamlarının kötü emellerine hizmet eden geri zekalı yardımcılara benzemektedir. Morgda tavandaki lamba, ürpertici atmosfer oluşturma amaçlı sürekli sallanmaktadır (?). Virginia’nın cesedi üzerindeki örtü kaldırılınca Bet şaak diye bayılır. Kızın tüm vücudu ısırık içindedir. Ölüm nedeni ise bu ısırıklar değil, kan kaybıdır.

Bet’in atölyesi tesadüfen morgun yanı başındadır. Devamlı yanıp sönen kırmızı neon altında yardımcısıyla çalışmaktadır (Bu yanıp sönen kırmızı ışığın sözde nedeni, mankenlerin neon ışığa dayanıklı olup olmadığını test etmekmiş efendim. Halbuki yönetmen atmosfer yaratmak için bu ucuz numaralara başvuruyor). Düşünceleri nedeniyle kafası başka yerde olan Bet’i yardımcısı Nina uyarır. Mavi gözlü bir cansız mankene siyah peruk takmıştır çünkü! Bet, kızın çocukluk dönemini Berzano yakınında geçirdiğini öğrenir ve Roger’ı arar. İkisi, kızın ağzından laf almak için zorlarlar. Nina başta dirense de sonra söylentileri anlatır. Bu lanetli bölgede, zombiler bakire kızların kanını içmek için dirilmektedir.

                     

Artık boşalmış morgdaki sakallı polis, ne hikmetse bir kavanoz içindeki kurbağaya işkence yapmaktadır. Arkasında beyaz örtülü ceset ayaklanır. Örtü sıyrılınca Virginia’nın zombi suratını görürüz. Arkasından sessizce yaklaşarak önce adamı şoke eder. Sonra da boynunu bir güzel ısırır. Kurbağa yere düşer ve kan gölünün içinde sıçrayarak uzaklaşır…

Bet ve Roger, arkadaşlarının ölümü üzerindeki sır perdesini aralamak için araştırmalara devam etmektedirler. Bu amaçla üniversitenin kütüphanesine, Tapınak Şövalyeleri üzerinde araştırmalar yapan Prof. Candal’a başvururlar. Prof, 13. yy’da haçlı seferi nedeniyle gittikleri Orta Doğu’dan ankh, okultizm ve ölümsüzlükle ilgili kara büyü bilgileriyle dönen tapınakçılardan bahseder. Yaptıkları kanlı ayinlerde kaçırdıkları genç bir kızı, X şeklinde tahtalara bağlayarak, tüm vücudunu kılıçtan geçirmelerini tüm ayrıntılarıyla anlatır (biz de tüm ayrıntılarını izleriz). Eğer kız ölmemişse, bu yaralardan akan kanı vampir gibi emen şövalyeler zaten onu öldürecektir. Papa, tapınakçıları aforoz etmiştir. Tutuklanan bu satanistler ağaca asılarak idam edilmiştir. Kargalar gözlerini oyup yediğinden kördürler.

Hikaye devam ederken kapıda Müfettiş Marcos belirir, meğer her şeyi kelimesi kelimesine duymuştur. Prof’a oğlunun nerede olduğunu sorar; zira Prof. Candal’ın oğlu Pedro, bir eşkıyadır ve kanun kaçağıdır. Polis, Berzano bölgesindeki cinayet ve yasadışı olayların Pedro ve çetesinin başının altından çıktığına inanmaktadır. Virginia’nın cesedinin de kaybolduğunu anlatır. Nina atölyede bir erkek mankene korkunç bir göz iliştirmekle uğraşırken telefon çalar. Bet telefonda, Nina’ya kapısını kilitli tutmasını öğütler. Ama çok geçtir. Virginia diğer cansız mankenlerin arasından fırlar ve boğuşma başlar. Yanlışlıkla bir mankenin yanmasına neden olan Nina, zombinin ateşten korktuğunu fark eder. Alevlerin arasında bıraktığı Virginia’nın acı çığlıklarla yanmasını izler.


Roger, Pedro’nun yaşadığı haydutlar yuvasına gelir. O sırada esmer bir haydut kızla yiyişmekte olan Pedro işini yarıda keser ve Roger’la konuşmaya gelir. Önce Berzano’da olanlar konusunda suçsuz olduğunu öğreniriz ama bu bölge kendi kontrolleri altındadır. Bunu duyan Roger o geceyi Berzano’da geçirmeyi ve esrarı açığa kavuşturmayı teklif eder. Erkekliğine laf getirmeyen Pedro kabul eder. Yataktan çıkan haydut kız da “sen nereye ben oraya” diyerek onlara yapışır.

Berzano’da, Roger, Bet, Pedro ve haydut kız arkadaşı beklemektedir. Pedro açıktan Bet’e yazılır. Yavuklusu sinir olur. Dışarı çıkıp biraz dolaşmayı teklif eden Pedro’nun teklifini Bet, inattan kabul eder. Ama dışarıda kendini elletmez. Nedense erkeklerle hiçbir zaman sonuna kadar gidememiştir. Çocukluğundan beri erkeklere soğukluk duymuştur (biz nedenini biliyoruz, lezbiyen çünkü). Pedro “yaa, öyleyse ben seni erkeklere alıştırayım yavrum” diyerekten kızın üzerine atlar ve tecavüz eder. İşleri bittikten sonra bir de sigara uzatır! O sırada eski kilisenin olmayan çanları çalmaya başlar. Bet panik olup diğerlerinin yanına döner ve olanları anlatır. Roger iki kadını binanın içine sokar ve kapıyı kilitlemelerini tembihler. Bu sırada Pedro dehşetle mezarlıktan çıkan zombileri görür. Elindeki bıçak işe yaramaz ve üzerine üşüşen zombilerin akşam yemeği olur. Roger gördüğü manzara karşısında tabanları yağlar. Kızların olduğu binanın kapısını çalar ve Pedro’nun öldüğünü söyler. Bet kapıya fırlar ama haydut kız tarafından engellenir. Pedro’yu belki de Roger öldürmüştür, nereden bileceklerdir? Kapıyı açtırmaz. İki kız içerde saç saça baş başa girişirken dışarıdaki zavallı Roger ecel terleri dökmektedir çünkü zombiler yavaş yavaş yaklaşmaktadır. Nihayet kazanan Bet kapıyı açacakken zombiler Roger’a yetişir ve bir kılıç darbesiyle kolunu omzundan ayırırlar. Kanlar içinde Bet’in kollarına yığılan Roger fısıldar: “Sakın konuşma, hayatta kalmanın tek yolu bu”. Ve geberir. Haydut kız bu kadar tedbirli olmadığından çığlığı basar. Sese doğru yönelen ölüler tarafından da kanı emilerek öldürülür. Bet, hiç ses çıkarmadan saklanır, nefesini tutar. O kadar sessizdir ki zombiler kalp atışlarını duyarlar (!). Hızla oradan kaçan Bet, düşe kalka, kolunu bacağını kıra kıra koşar ve tren yoluna çıkar. Tam o sırada da tren geçmektedir. Bet yardım çığlığı atar, bileği burkulduğundan koşamamaktadır. Makinistin tüm itirazlarına rağmen oğlu treni durdurur, aşağı iner. Makinist ağaçların arasından atlarıyla gelen zombileri görür ve oğluna çabuk olmasını söyler. Fakat Bet bir türlü ayağa kalkamamakta, delikanlıya da yük olmaktadır. Tam kızı trene attığı sırada zombiler yetişir, trene binerek makinist ve oğlunu öldürürler. Bet kaçarak kömürlerin arasına gizlenir. Zombiler vagonlara girerek, uyumakta olan yolcuları bir bir boğazlar (hatta annesinin kucağında yatan küçük kızın suratı annesinin kanıyla yıkanır). İşlerini bitiren zombiler trenden inerken yanlışlıkla fren kolunu kaldırırlar. Tren şehre doğru hareket etmeye başlar.


Sabah olmuştur. Tren son durağa gelir ama tüm bekleyen yolcuların şaşkın bakışları altında durakta durmadan yoluna devam eder. Görevli, lokomotife atlar ve freni çeker. O sırada kömürlerin arasından Bet çıkar, saçları dehşetten bembeyaz olmuştur ve konuşamamaktadır. Bu esnada, “Böyle rezalet görmedim, işe geç kaldım ayol!” diyerek vagonlara binen yolcuların gördükleri sahne sonucu attıkları acı çığlıklar duyulur dışarıdan…

EK:

I- Tombs of the Blind Dead Trailer:



Pedro saldırıya uğruyor:



Ayağını burkan Bet zombilerden kaçıyor:



                                               Devam edecek...

Yazan: Wherearethevelvets

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>
Bu yazıyı paylaşın!

  1. Yazan: futureworld | Tarih: Ekim 23, 2008 Saat:
    Konu: Blind Dead
    Hiç bir yerde bulamadım bu filmi :( bir öneriniz olur mu bana?

    Bağlantı >