Anayurt Oteli
Ocak 26, 2007 15:24, 2007
Yalnızlığın Cangılında…

1960’lardan itibaren Türk romancılığının görece keskin sulara daldığını hepimiz biliyoruz. Bu dönemin “ince” kalemleri, Fransa’da beliren ve oradan da dünyaya yayılan Varoluşçu edebiyatın mecrasına adım atıp Sartre ve Camus gibi evrensel öneme haiz yazar ve filozofların etkisinde, Türk edebiyatı adına devrimci, avant-garde özellikler taşıyan edebiyat metinleri yayımlamaya başladılar. Şimdi, bu romancılardan biri olan Yusuf Atılgan’ın aynı adlı klasik romanından Ömer Kavur’un sinemaya uyarladığı Anayurt Oteli’ne (1986) bir göz atıp otelin ve Zebercet’in (Macit Koper canlandırıyor) keşfine çıkacağım, izninizle.
Modernist romanın Türkiye’deki başat adlarından olan Yusuf Atılgan’ın bu en güzel romanını, Yeni Dalga filmlerinde görmeye alışık olduğumuz bir sinema diliyle (çığırından çıkmış insan ilişkilerini betimlemek için eşsiz bir öneme haiz kopuk ve bağlantısız diyaloglar vb.) peliküle aktaran Ömer Kavur; psikolojik bozukluk içinde olan Zebercet’in cinsel travmalarını düş sekanslarıyla destekliyor. Hayat kadınlarının potansiyel suçluların, düşkün ve yapayalnız insanların uğrak yeri görünümündeki bir otelde saplantıları ve düşleriyle baş başa bir ömür tüketen Zebercet; sanrılar görüyor, kendi kendine konuşuyor, yarı karanlık otelde kapkaranlık izlerin peşine düşüyor. İletişim kurabileceği, onu gerçekten anlayıp dinleyecek biri de yok çevresinde. Biteviye yalnız, öylesine kimsesiz. Otelin koridorlarında, yalnızlığın cirit attığı odalarda bir kadının çıkıp gelivermesini bekliyor; fakat her beklenen gibi o da gelmiyor. Zaten gelmesi mümkün değil. Zebercet’in arzularının nesnesi o beklediği kadındır. Sanrılarının büyük bir kısmı da o kadının görüntülerinden ibarettir. Kısacası bir şizofrendir Zebercet. Türk sinemasında neredeyse pek tesadüf etmediğimiz biri, bir şizofren. Yeni Dalga filmlerinden kopup gelmiş gibidir, ne zaman ne yapacağı hiç belli olmaz. Kelime ve tümceleri “sözün sıfırlanmış halidir.” Kendi içine, daha doğrusu kendi yalnızlığına gömülmüştür Zebercet.
Öte yandan, kapitalist değirmenin çarklarında ufalanıp yalnızlığa sığınan öznelerin bir prototipidir Zebercet. Ailevi oluşumların giderek yozlaşması, insan ilişkilerinin zayıflaması ve ekonomik çıkar ilişkileriyle tebdil etmesi (Zebercet ile Berber’in diyalogunu hatırlayın!), ahlak unsurunun yıpranması (Zebercet ile hayat kadınının arasına sızan üçüncü şahsı anımsayın!), iletişimin yokluğu (Meyhanelerde sürüp giden içi boş lakırdıları gözünüzün önünden geçirin!)… İşte bütün bunlar çağın ruhsal ve manevi sefaletini anlatmaya yarayan çok yaygın örneklerdir. Anayurt Oteli tam da budur. Artık yalnızlığıyla, yani kendisinin soluk yansımasıyla baş başa kalan insanoğlu, kendini mekânlara kapatmaktadır. Oteller, odalar, meyhaneler, resepsiyonlar… Hep küçük, boğucu ve dar mekânlar. Kapana kısılmıştır insanoğlu. Ve Zebercet tüm insanlığın hem aynası hem de kopyasıdır.
(0) Yorum yaz! Bağlantı
