www.sanatlog.com: Yeni Adresimiz

Kasım 29, 2008 , 2007

http://www.sanatlog.com, sinefil78.blogcu.com adresinden taşınıp bağımsız bir domain adı altında yeniden bir araya geldiğimiz yeni adresimiz… Burada, kendimizi sinema ile sınırlamayacağız. Sanatın farklı görünümlerini de izleyeceğiz. Sinema, edebiyat, müzik, resim gibi… Şimdilik kaydıyla sanatlog.com‘da aşağıdaki yazar kişilerin özgün yazıları yer alacaktır: (Şimdilik diyorum, katılımlar sürmektedir)

Calderon de la barca (sinema)
Emin Saydut (kitap, inceleme)
Gamze Kuzu (edebiyat)
Kusagami (sinema)

Operadaki Sessizlik (sanat danışmanı - çevirmen)

Sinefil78 - Hakan Bilge (editör - sinema, müzik, resim)
Utku Atalay (fotoğraf)
Wherearethevelvets (sinema, resim, edebiyat))
Zekeriya S. Şen (müzik, edebiyat)
.....

Alıntı yaparken lütfen kaynak giriniz…

Eğer siz de SanatLog‘da yazmak isterseniz aşağıdaki adreslerden iletişime geçiniz. Özellikle tiyatro, resim, müzik ve fotoğraf üzerine yoğunlaşabilen yazar dostlarımıza / okuyucularımıza göz kırpıyorum.

hakan@sanatlog.com & sinefil78@gmail.com

Yazan: sinefil78

Sanatla büyüyenlere… 


Sinema Sosyolojisi Ne İşe Yarar?

Kasım 12, 2008 , 2007

İzlediğim ilk sinema filmini doğrusu hatırlamıyorum ama büyük bir olasılıkla Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ya da Külkedisi olmalı. Her ikisini de aynı dönemde izlemiş olmalıyım. Daha önceleri defalarca bana okunan, anlatılan bir masalı, benim düşlerimde en küçük ayrıntısına kadar yaşatmaya çalıştığım kahramanları ve özellikle de o yakışıklı prensleri kanlı canlı karşımda bulmam kim bilir beni nasıl etkilemişti?..

Sanırım o zamanlar sinemayla ilgili ilk izlenimim, benim düşlerim ile başkalarının düşleri arasında bazı farklılıklar bulunduğuydu. Öyle ya, benim yakışıklı prensim filmde hiç de cazip durmuyordu. Cücelerim sevimsiz, hele Pamuk Prenses ve Külkedisi içler acısıydı. Tabii bu izlenimde minik bir kıskançlık ve bolca da onların bana hiçbir şekilde benzememesinin payı olsa gerek. Her neyse, sonuçta sinema, demek böyle bir şeydi..

Aradan kaç yıl geçti hatırlamıyorum, bir gün bir yerlerde okuduğum bir şey bana "Yapma yav!" dedirtti. Okuduğuma göre bu iki masal ve filmleri küçük kızlara aslında diyormuş ki: "Bakın minikler, ilerde siz de böyle yakışıklı ve zengin bir koca bulmak istiyorsanız, işte böyle olacaksınız. İyi, nazik, güzel, sevimli, alçakgönüllü, söz dinleyen, yumuşak başlı, iyiliksever ve ve ..." Öf sıkıldım!.. Ha! bir de sabırlı!.. Aslında sadece kızlara değil delikanlılara da epey bir şeyler söylüyormuş ama onu da onlar düşünsün.

"Sinema Sosyolojisi" denilen şeyle benim ilk tanışmam böyle oldu herhalde. Elbette ki resmi bir tanıştırılma söz konusu değildi. Ancak göz aşinalığı diyebiliriz. Resmi olarak tanıştığımda şöyle bir şey duydum: "Her şey her şeye bağlıdır. Bir şey olmazsa hiçbir şey olmaz. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir."

Sinema Sosyolojisi'nin "Aslında ne diyor?", "Neden böyle anlatıyor?" gibi soruların yanıtını araştırdığını düşünüyorum. Simgelerle uğraşıyor, göndermelere güveniyor, filmin çekildiği zamandan başlayıp mekana, konuya, yazana, oynayana, ne giyindiklerine ve nasıl aydınlatıldıklarına kadar her veriyi inceliyor.


Böylece 'temel anlam düzeyi'nden başlayıp, 'yan anlam düzeyleri'ne ulaşıyor. Sonuçta her karesine gerekli özeni gösterip filmi çözümlüyor ve insanlara diyor ki: "Öyle her gördüğünüze inanmayın. Bu film aslında 'bunları, bunları' söylüyor!.. 'bunları' da 'bunun' için söylüyor ve sizi haince aldatıyor. Rahatladığınızı sanıyorsunuz değil mi? Mutlu oluyorsunuz. Yanılıyorsunuz!.. Bir kandırmacayı yaşıyorsunuz.. Aslında, farkında mısınız bilmem ama yönlendiriliyorsunuz. Ne haber?!"

Bunları söyleyen Sinema Sosyolojisi, işte tam da bu noktada işe yaramaya başlıyor. İnsanları dürtüklüyor, itekliyor hatta hızını alamayıp bazen tepe-taklak ediyor. Planlayarak düşünmeye azmettiriyor. Bunları yaptıkça da sinemayı bir sanat olmaktan çıkarıyor sanki. Çünkü sanatın "Toplumlar için öncü bir güç olduğu" ve "İnsanları aydınlatma, düşündürme, doğruya ve güzele yöneltme gibi bir sorumlulukla çevrelendiği" tanımlamalarıyla büyüyenler: "Eğer sinema bize yalan söylüyorsa, sanata da ihanet ediyordur!" diye düşünebilirler. Yani sinema hem mevcut 'lanetli' düzenin devamı için sinsice çaba harcayacak, hem de hiçbir sıkıntı belirtisi göstermeden "Ben 7. sanatım!" diyecek?.. Tam olarak bilemiyorum ama bu günlerde kafamı kurcalıyor bu soru. Belki de Sinema Sosyolojisi'nin bir marifetidir bu, bilemem..
Sonra...


Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Benim sinema filmi izleme keyfim sizlere ömür! Hatta reklam filmleri, klipler, afişler, fotoğraflar ve yağlıboya resimler bile tat vermiyor. Vesikalık fotoğraflardan da kuşkulanmaya başladım.

Eskiden o mutlu günlerimde örneğin, dikey çizgilerin ve çaprazların, o karmaşanın insanın üzerinde yarattığı gerilimi bilmeden, ağız tadıyla gerilmekteydim. Ama şimdi? Ne yani, bana ne yapmak istediklerini bile bile mutlu mu olmalıyım? O uzun gölgelerin neden kullanıldığını bilerek ya da tam o anda giren melodinin, başlamak için neden tam da o anı seçmek zorunda olduğunu anlayarak, nasıl keyifleneyim?

Yaram taze onun için fazla deşmek istemiyorum. Yoksa daha çok örnek verebilirdim bu konuda, ancak yüreğim dayanmıyor. İşte bu dayanılmaz durumu biraz çekilir hale getirmek için "Aslında ne diyor?" oyunu oynuyorum. Evet, keyif vermeye başladı ama bazı sakıncaları var tabii. Öncelikle birçok şeyin aslında ne demek olduğunu daha tam olarak anlayamıyorum. Okuyup öğrenmek gerek. Yine de bir filmi izleyerek toplumun ne halde olduğunu ya da insanlara bakarak: "Hıım.. Bunlardan çıksa çıksa şöyle bir film çıkar" deme yolundayım. Bakalım zaman gösterecek?..
Ve zamanla..
1) Hiçbir filmin eski tadı olmayacak.
a) Beni bir tür 'keriz' yerine koyanların niye koyduklarını bileceğim.
b) Beni insan yerine koyanların niye koyduklarını da bileceğim.

2) Bende bir paranoya başlayacak. Filmden, klipten, afişten, fotoğraftan, resimden ve derken, derken... karşıma çıkan insanlardan bile huylanmaya başlayacağım. İçimden yükselen, o ısrarcı ses şöyle diyecek bana: "Çözümle onu!" Mesleki açıdan durum pek parlak gözükmüyor. Bildiklerimi ve bileceklerimi uygulayarak insanları etkileyebilirim. Onları akıllarının ucundan bile geçmeyen şeylere yönlendirebilirim. İstediğimi yedirip, istediğimi giydirebilirim. Onlara seyrederek mutlu olacakları filmler çekebilirim, şarkılar söyleyebilirim. Ben var ya ben!, onları ertesi güne hazırlayanların arasına katılabilirim! İşin acı tarafı bunu yaptığımı bile bile yine de bunu yapabilirim. Kötü bir düş gibi..

3) Başka ne yapabilirim? Bildiklerimi insanları ayıltmak! için kullanabilirim belki. O zaman da ben ve benim gibilerin uzun yıllar süren bu çabası sonunda herkes başlarına örülen çorabı anlar. Sonra ne olur?.. Belki yeni bir düzen kurulur, yani anlatamayacağım kadar mükemmel bir düzen. Ütopyalar gerçekleşir belki. Şahane olur her şey, olağanüstü! harika!.. İyi de sonra ne olur? O inanılmaz mükemmellikteki düzeni sürdürmek için birileri durumdan vazife çıkarır. Yeniden bir mekanizma işlemeye başlar. Yeni kuşakları yetiştirmek için, güzelliğin devamı için ve düzenin bekası için. İnsanların yine ertesi güne hazırlanmaları gerekir mi? Hayır, bu soruyu soruyorum çünkü eğer böyle bir şey olmayacaksa ben işsiz kalacağım demektir.

4) Görüldüğü üzere durumum gerçekten vahim. Umarım ilerde şöyle demem: "Sinema Sosyolojisi mi?? Keşke hiç karşılaşmasaydık!!"

Yazan: Ayşegül ENGİN

Amerikan Film Enstitüsü’nün 'Seçim'i Üzerine

Haziran 24, 2007 , 2007

Amerikan Film Enstitüsü gelmiş geçmiş en iyi 100 Amerikan filmini seçmiş bulunuyor ve ilginç ki listeye bakınca pek de bir sürpriz yok aslında. Daha önceki seçimlere çok benziyor ve birçok soruşturmada, ankette vs. ipi göğüsleyen Citizen Kane bu listenin de yine ilk sırasında.


Citizen Kane

Bu listeye girmekte hiçbir vakit zorlanmayacak belli başlı başyapıtların yönetmenleri ise aşikar: John Ford, Charlie Chaplin, Alfred Hitchcock, Frank Capra, Stanley Kubrick, Francis Ford Coppola…

Sight and Sound dergisinin her on yılda bir yaptığı soruşturmalara bakınca da Citizen Kane’in her daim ilk sıraya yerleştiğini görüyoruz. Dr. Strangelove, Arabistanlı Lawrence ve Raging Bull da ilk ona giren filmler arasında bulunuyor genellikle. Gerçi Sight and Sound dergisi, dünya sinemasını baz alarak bu listeleri oluşturuyor fakat burada da Amerikan sineması ağırlıkta gene de.

Rocky gibi bir B-filminin ise listede 57. sırada olmasını, The Gold Rush, Nashville veya A Clockwork Orange gibi başyapıtların üstünde kendine yer bulmasını ve bunun esbâb-ı mucibesini ise size bırakıyorum!

Beri taraftan, Steven Spielberg’in beş filmle listede krallığını ilan etmesi ise kafaları fazlasıyla kurcalıyor. Kutsal Hazine Avcıları ve Jaws gibi sırf gişe filmleriyle üstelik.

Sinemanın kurucularından, öncü yönetmen David W. Griffith’in ve birçok klasik filmde imzası bulunan Howard Hawks’un birer filmle pas geçilmesi de düşündürücü.

Cecil B. DeMille, Ernst Lubitsch, Douglas Sirk, Edward Dmytryk, Blake Edwards, John Cassavetes, John Frankenheimer, Fritz Lang, Busby Berkeley, Nicholas Ray, Otto Preminger, Vincente Minnelli, Raoul Walsh, David Lynch ve Coen Biraderler, gibi literatürde saygın bir yere sahip yönetmenlerden hiçbir filmin listede olmaması da ilginç. Artık yorum sizin!

Günahıyla, sevabıyla listedeki filmler ve yönetmenleri de şöyle:

1. Citizen Kane – Yurttaş Kane (1941) Orson Welles

2. The Godfather – Baba (1972) Francis Ford Coppola

3. Casablanca (1942) Michael Curtiz

4. Raging Bull – Kızgın Boğa (1980) Martin Scorsese

5. Singin' in the Rain – Yağmur Altında (1952) Gene Kelly & Stanley Donen

6. Gone with the Wind – Rüzgar Gibi Geçti (1939) Victor Fleming

7. Lawrence of Arabia – Arabistanlı Lawrence (1962) David Lean

8. Schindler's List – Schindler'in Listesi (1993) Steven Spielberg

9. Vertigo – Ölüm Korkusu (1958) Alfred Hitchcock

10. The Wizard of Oz – Oz Büyücüsü / Küçük Kızın Rüyası (1939) Victor Fleming

11. City Lights – Şehir Işıkları (1931) Charlie Chaplin

12. The Searchers – Çöl Aslanı (1956) John Ford

13. Star Wars – Yıldız Savaşları (1977) George Lucas

14. Psycho – Sapık (1960) Alfred Hitchcock

15. 2001: A Space Odyssey – 2001: Uzay Macerası (1968) Stanley Kubrick

16. Sunset Blvd. – Sunset Bulvarı (1950) Billy Wilder

17. The Graduate – Aşk Mevsimi / Mezun (1967) Mike Nichols

18. The General – General (1927) Buster Keaton & Clyde Bruckman

19. On the Waterfront – Rıhtımlar Üzerinde (1954) Elia Kazan

20. It's a Wonderful Life – Şahane Hayat (1946) Frank Capra

21. Chinatown – Çin Mahallesi (1974) Roman Polanski

22. Some Like It Hot – Bazıları Sıcak Sever (1959) Billy Wilder

23. The Grapes of Wrath – Gazap Üzümleri (1940) John Ford

24. E.T. – The Extra - Terrestrial (1982) Steven Spielberg

25. To Kill Mockingbird – Bülbülü Öldürmek (1962) Robert Mulligan

26. Mr. Smith Goes to Washington – Mr. Smith Washington'a Gidiyor (1939) Frank Capra

27. High Noon – Kahraman Şerif (1952) Fred Zinnemann

28. All About Eve – Perde Açılıyor (1950) Joseph L. Mankiewicz

29. Double Indemnity – Çifte Tazminat (1944) Billy Wilder

30. Apocalypse Now – Kıyamet (1979) Francis Ford Coppola

31. The Maltese Falcon – Malta Şahini (1941) John Huston

32. The Godfather Part II – Baba II (1974) Francis Ford Coppola

33. One Flew Over the Cuckoo's Nest – Guguk Kuşu (1975) Milos Forman

34. Snow White and the Seven Dwarfs – Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler (1937) David Hand

35. Annie Hall (1977) Woody Allen

36. The Bridge on the River Kwai – Kwai Köprüsü (1957) David Lean

37. The Best Years of Our Lives – Hayatımızın En Güzel Yılları (1946) William Wyler

38. The Treasure of the Sierra Madre – Sierra Madre Hazineleri / Altın Hazineleri (1948) John Huston

39. Dr. Strangelove, Or: How I Learned To Stop Worrying and Love the Bomb – Dr. Strangelove, Ya da: Endişelenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim (1964) Stanley Kubrick

40. The Sound of Music – Neşeli Günler / Müziğin Gücü (1965) Robert Wise

41. King Kong (1933) Merian C. Cooper & Ernest B. Schoedsack

42. Bonnie and Clyde – Bonnie ve Clyde (1967) Arthur Penn

43. Midnight Cowboy – Geceyarısı Kovboyu (1969) John Schlesinger

44. The Philadelphia Story – Philadelphia Hikayesi (1940) George Cukor

45. Shane – Vadiler Aslanı (1953) George Stevens

46. It Happened One Night – Bir Gecede Oldu (1934) Frank Capra

47. A Streetcar Named Desire – İhtiras Tramvayı (1951) Elia Kazan

48. Rear Window – Arka Pencere (1954) Alfred Hitchcock

49. Intolerance – Hoşgörüsüzlük (1916) David W. Griffith

50. The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring – Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği (2001) Peter Jackson

51. West Side Story – Batı Yakasının Hikayesi (1961) Robert Wise & Jerome Robbins

52. Taxi Driver – Taksi Şoförü (1976) Martin Scorsese

53. The Deer Hunter – Avcı (1978) Michael Cimino

54. M*A*S*H* – Cephede Eğlence (1970) Robert Altman

55. North by Northwest – Gizli Teşkilat (1959) Alfred Hitchcock

56. Jaws (1975) Steven Spielberg

57. Rocky (1976) John Avildsen

58. The Gold Rush – Altına Hücum (1925) Charlie Chaplin

59. Nashville (1975) Robert Altman

60. Duck Soup – Ördek Çorbası (1933) Leo McCarey

61. Sullivan's Travels – Aşk Yıldızı (1941) Preston Sturges

62. American Graffiti – Gençlik Yılları (1973) George Lucas

63. Cabaret – Kabare (1972) Bob Fosse

64. Network – Şebeke (1976) Sidney Lumet

65. The African Queen – Afrika Kraliçesi (1951) John Huston

66. Raiders of the Lost Ark – Kutsal Hazine Avcıları (1981) Steven Spielberg

67. Who's Afraid of Virginia Woolf? – Kim Korkar Hain Kurttan? (1966) Mike Nichols

68. Unforgiven – Affedilmeyen (1992) Clint Eastwood

69. Tootsie (1982) Sydney Pollack

70. A Clockwork Orange – Otomatik Portakal (1971) Stanley Kubrick

71. Saving Private Ryan – Er Ryan’ı Kurtarmak (1998) Steven Spielberg

72. The Shawshank Redemption – Esaretin Bedeli (1994) Frank Darabont

73. Butch Cassidy and the Sundance Kid – Sonsuz Ölüm (1969) George Roy Hill

74. The Silence of the Lambs – Kuzuların Sessizliği (1991) Jonathan Demme

75. In the Heat of the Night – Gecenin Sıcağında (1967) Norman Jewison

76. Forrest Gump (1994) Robert Zemeckis

77. All the President's Men – Başkanın Tüm Adamları (1976) Alan J. Pakula

78. Modern Times – Modern Zamanlar (1936) Charlie Chaplin

79. The Wild Bunch – Vahşi Belde (1969) Sam Peckinpah

80. The Apartment – Garsoniyer (1960) Billy Wilder

81. Spartacus (1960) Stanley Kubrick

82. Sunrise – Şafak (1927) F. W. Murnau

83. Titanic (1997) James Cameron

84. Easy Rider (1969) Dennis Hopper

85. A Night at the Opera – Üç Ahbap Çavuşlar Operada (1935) Sam Wood

86. Platoon – Müfreze (1986) Oliver Stone

87. 12 Angry Men – 12 Kızgın Adam (1957) Sydney Lumet

88. Bringing Up Baby – Bebek Yetiştirmek / Tehlikeli Bebek (1938) Howard Hawks

89. The Sixth Sense – Altıncı His (1999) Night Shyamalan

90. Swing Time – Dans Vakti (1936) George Stevens

91. Sophie's Choice – Sophie'nin Seçimi (1982) Alan J. Pakula

92. Goodfellas – Sıkı Dostlar (1990) Martin Scorsese

93. The French Connection – Kanunun Kuvveti (1971) William Friedkin

94. Pulp Fiction – Ucuz Roman (1994) Quentin Tarantino

95. The Last Picture Show – Son Film Gösterisi (1971) Peter Bogdanovich

96. Do the Right Thing – Doğruyu Seç (1989) Spike Lee

97. Blade Runner – Bıçak Sırtı (1982) Ridley Scott

98. Yankee Doodle Dandy (1942) Michael Curtiz

99. Toy Story – Oyuncak Hikayesi (1995) John Lasseter

100. Ben-Hur (1959) William Wyler

Yazan: sinefil78


<<Önceki Sayfa |1/9|Sonraki Sayfa>>