KLASİK ve KÜLT FİLMLER - Blogcu


Replikler ve Analizleri

Aralık 14, 2006 04:13, 2007

 

Replik: “Tanrının yarattığı ilk şey yolculuktur. Bunu şüphe takip eder ve sıla hasreti.” (“A”-Ulus’in Bakışı/Angelopulos)

Analiz: Adeta Âdem ile Havva’nın cennetten dünyaya sürgün edilişini referans alan replik; günah ve suçluluk düşüncesini de kat eder. Âdem ile Havva burada, dünya denilen dışsallıkta kaybolan insan ruhunun eğretilemesidir bir bakıma. Karakter “A” da bizler gibi gurbet özlemiyle doludur. Bir ülkesi, bir kimliği vardır hâlbuki… Fakat biteviye yalnız, ölesiye yalnız bir yolcudur o.

 

Replik: “İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar.” (“Peder”-Otomatik Portakal/Kubrick)

Analiz: Seçim. Sartre üzerinden bütün Varoluşçu filozofların sorguladığı felsefi bir kavram. Peki, neyi seçmemiz gerektiği konusunda yeterince özgür müyüz? İki seçenek sunulur Alex’e. 1) Tanrının yolunu seç. 2) İktidarı seç. Alex, kendi aklını seçer.

 

Replik: “Eğer aklımız doluysa, hiçbir oda boş değildir.” (“Lama Norbu”-Küçük Buda/Bertolucci)

Analiz: Budist bir referans. Aklın ışığı, doluluğu, enerjisi dışındakileri reddeden bir yaklaşım. Fenomenler dünyasını aklın potasında eriten bir konsept. Lama Norbu, boş odayı görünce söyler bu tümceyi. Varolanla yetinme duygusunu da içerir bu söz. Bir yandan da fenomenlerin asla göründüğü gibi olmadıklarını da imler. Açık uçlu felsefi bir tümce. Ne de olsa “gördüklerimiz, fenomenlerin salt bir bölümüdür.” Ya yüzeyin altındakiler?

 

Replik: “Benim tek planım plansızlıktır.” (“Port Moresby”-Çölde Çay/Bertolucci)

Analiz: Nietzsche’nin “plansızlık” kavramını doğrulayan bir replik. Plansızlık; klişelere saplanmamayı, özgür olmayı, kendini sınırlamamayı imler. Kişinin rahat olmasını, disiplinin katı dünyasından soyutlanmasını ifade eder. Paradoksal bir tümce olduğu da kesin. Mesela “kaosun düzeni” yaklaşımında olduğu gibi. Fakat plansızlık, bütün sürprizlere de açık olmayı gerektirdiğinden "yıkım" bir tesadüf sayılmamalıdır.

 

Replik: “Bir şair ne yapabilir? Devrimi şarkılarla kutlayabilirim. Ölülere ağıt yakıp, özgürlüğün kayıp ruhu için yas tutabilirim.” (“Solomos”-Sonsuzluk ve Bir Gün/Angelopulos)

Analiz: Adorno’nun, Nazi yıkımını kastederek “Auswitchz’den sonra artık şiir yazılamaz” sözünü doğrulayan bir replik. Gerçeklik, o denli acı ve katlanılmazdır ki, şairler kayıp ve sisli zamanın çaresiz tarihçisidirler artık. Üstelik özgürlük denilen uçucu büyü, ruh gibi ulaşılmazdır. Şair (onun nezdinde sanatçı, yönetmen…) yas tutabilir, ağıt yakabilir evet; fakat dünyayı değiştirmek adına öncü kişiliğini kaybetmemiş midir?

Halk, acı ve kedere her zaman bir entelektüelden daha yakındır.

 

Replik: “Savaş, politikacılara bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Onların ne eğitimi ne de strateji konusunda yetenekleri var.” (“Jack Ripper”-Dr. Garipaşk/Kubrick)

Analiz: Hazır, Amerika’nın Irak’taki, İsrail’in Lübnan’daki talanı devam ederken ve olası İran yağması da gündemdeyken, hazır… Terör, kamplaşma, suiistimal ve emperyal düzen şeytan nefesiyle içimizde soluyorken… Hala taptaze ve hala kan kokan bir replik. Ne demişti Balzac: “Bürokrasi, cüceler tarafından yönetilen dev bir mekanizmadır.”

 

Replik: “Beni öldürmeye hakkın var.. ama yargılamaya.. hayır!” (“Colonel Walter Kurt”-Kıyamet/Coppola)

Analiz: Politikacıların salyalı dudaklarından askerlerin kulaklarına fısıldanan klasik tümce: “Öldür ve nedenini sorgulama!” Colonel Walter bunu bildiğinden, tarihe geçen repliğiyle daha derin bir gerçeği dışavurur: Asıl yargılanması gereken Vietnam mı, Kamboçya mı, yoksa Amerika mı?

 

Replik: “Cebinde parası olan adam barıştan yanadır.” (“İsimsiz Kahraman”-Bir Avuç Dolar/Sergio Leone)

Analiz: Evet, bir avuç doları cebine indiren isimsiz kahramanımız böyle söyler çete reisi acımasız Ramon’a. Tam da birbirine düşman iki çeteyi kışkırtıp revize etme planının ilk evresini aştıktan sonra…

Kanlı Amerikan doları… Sen nelere kadirsin!

 

Replik: “Ona reddedemeyeceği bir teklifte bulunacağım.” (“Don Vito Corleone”-The Godfather/Coppola)

Analiz: Her teklifin ardından vuku bulan bir ölüm silsilesidir. Teklif; şantaja, olmadı yok etmeye şartlandırılmıştır. Mafya iktidarının sistemli örgütlenmesinin kanunlarından biridir, teklif. Reddedilmesi de bu yüzden imkânsızdır. Sonunda ölüme boyun eğilir.

Bir gerçek daha var: Burjuva düzenin koruyucusu kimliğiyle cirit atan asal kurucuların korkusu ne servet kaybı ne de statü yerle bir edilmişliğidir. Tek korkuları ölüm’dür.

 

Replik: “Bazen, bu şehri alıp…sadece, ama sadece tuvalete atıp sifonu çekmek istiyorum.” (“Travis Bickle”-Taksi Driver/Scorsese)

Analiz: Filmi handiyse özetleyen bir monolog değil midir bu? Fuhuş, ahlaksızlık, sömürü ve nihayet suç cangılında… Vietnam dönüşü gördüğü, içinde bunaldığı gerçeklik budur Travis Bickle’ın. Tuvalete atılabilecek değersiz bir nesne gibi algılar her şeyi: Amerika’nın puslu coğrafyasını. Sahte politika zırhlarını kuşanmış kirli bürokratlar, fahişeler, suçlular ve katiller… Hepsi tıpkı bir bok gibi tuvalete atılmalıdır.

Bu tutum, yani tuvalet eğretilemesi, bir taşla iki kuş vurur: 1) Travis Bickle’ın ahlaki bakış açısını özetler. 2) Amerika’nın ruhsal ve politik çöküntüsünü betimler.

 

Replik: “Üzgünüm, çok üzgünüm, seni sevemiyorum.” (“A”-Ulis’in Bakışı/Angelopulos)

Analiz: Aşkın imkânsızlığını vurgulamak niye? Lenin’in heykeli yerinden sökülüp gemiye bindirilince ağlamaya başlar kahramanımız “A” ve bu repliği seyircinin yüzüne fırlatır… Bir çağ geride kalıyordur, ideolojilerin ölümü bildiriliyordur haber bültenlerinde, resmi tarih kitaplarında. Doğu Blok’u yıkılmıştır. Tanrısını yitiren insan, ideallerini de yanlış yönetimlerin kanlı ellerinde yitirmiştir. Nasıl sevebilir insan, onca yıkıntının eşiğindeyken… Bir ülke paramparça kanıyorken…

Sahi, “Mutlu aşk yoktur.”

 

Replik: “Soylu olmanın dezavantajlarından biri, ara sıra soylu gibi davranmak zorunda oluşundur.” (“Krasus”-Spartakus/Kubrick)

Analiz: Bir soyluya “soysuz” diyerek hakaret etmek yerine, dilin hazinesini ironi bahçesine gönderip sözcükleri renklendirip ona biçim vermek… Sonuç: Tarih havuzundan koskoca bir uygarlığa kalburüstü bir cevap. Aynı şey burjuvazi için de söylenemez mi? Nitekim Luis Bunuel bunu tokat gibi söyledi “Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği”nde.

 

Replik: “Sana bir şey yapmayacağım tatlım, sadece beynini dağıtacağım.” (“Jack Torrance”-The Shining/Kubrick)

Analiz: Centilmen (!) bir babadan inciler :) Bedenin dıştalanması, beyin bozumu üzerinden aklı, mantığı susturma. Masuma biçilen pay.

 

Replik: “Gülersen dünya da güler, ağlarsan tek başına ağlarsın.” (“Dae-su Oh”-Oldboy/Park Chan Wook)

Analiz: Sahih bir Kafka karakterini çağrıştıran bir kurban. Zamanın küllerinden fırlayan bir intikam. Bu tümcenin ardından ince ince susmaktır bize kalan.

 

Replik: “Hepimiz kilitlerimizi açacak kişiyi bekleyen birer Boş Ev’iz.” (Boş Ev/Kim Ki Duk)

Analiz: Handiyse Tabula Rasa kavramını ödünç alan bir tümce. Boş bir zihin, boş bir levha. Doğuştan her kıvılcıma açık olan ruh ya da zihin, en sonunda tek bir şeyden kaçamaz: Yalnızlıktan, kimsesizlikten…

 

Replik: “Anne ve babamı çok seviyorum hatta onlar için ölürüm ama onlara yeterince yakın olamıyorum, gerçek sevgimi gösteremiyorum.” (“Jim”-Yalnız Jim/Steve Buscemi)

Analiz: Özne, ne denli kalabalıkla çevrili olursa olsun, yalnızdır. Sartre’ın dediği gibi: “İnsan, yalnızlığa mahkûmdur.” Öte yandan, Karl Marx’ın buyurduğu gibi: “Sevdiklerimizi ne denli seversek sevelim, sevgimiz onlarda bir pırıltı, ışıltı yaratmıyorsa, yani onları sevgimizle harekete geçiremiyorsak, bu bizim için büyük bir talihsizlik, başımıza gelebilecek en büyük felakettir.

 

Replik: “Şu dünyaya bak, ne denli hızlı dönüyor. Şu dünyanın bir parçası olmak için bir şeylere tutunmak isterdim.” (Sırlar Oteli-Wim Wenders)

Analiz: Modern toplumda öznelerin karşılaştığı asal problemler: “yalnızlık” ve “iletişimsizlik”. Bu iki lanet, filmin bütün karelerini sarmış neredeyse. Bu replik de filmi özetliyor. Filmin karakterleri şöyle bir ruh ahvali içindedirler: Dünya, dışımızda ve biz’siz akıp gidiyor. Keşke içinde biz de olabilseydik…

 

Replik: “Para bir silahtır, politika ise tetiği nasıl çekeceğini bilmek.” (The Godfather 2-Coppola)

Analiz: Kapitalist erkin temel gücü sermayeye direkt bir vurgu. Yanı sıra sermaye ve politika arasındaki ince çizgiye de değiniliyor. Yani sermaye ve politika eşgüdümlüdür ve kopmaz bağlarla iç içe geçmişlerdir: silah ve tetik gibi. Tetik; silahı ateşler, ona işlev kazandırır. Politika ise bu aşamada sermayeye yön verir, onu fitiller.

 

Replik: “Biriyle çıkmaya başlarken kendimi bir ordunun generali gibi hissederim hep. Yapacağım taktik ve manevralara karar veririm. Zayıf noktalarını, onu inciten ya da baştan çıkaran şeylerini öğrenirim.” (Before Sunrise-Richard Linklater)

Analiz: Yıllardır söylenegelen ilginç şeylerden biri de kadının kompleks bir varlık olduğu. Yani erkeğe göre daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu. Bu teorinin doğru olduğunu ispatlıyor bu replik. Aynı zamanda kadının gizemli doğası erkek için hep çekici olagelmiştir. Kadın, erkek için çözülmesi gereken bir gizemler yumağıdır. Hadi kolay gelsin :)

 

Replik: “İnsanların sana sırt çevirmesini istemiyorsan, önce sen onlara sırtını çevir.” (Ashes of Time-Wong Kar-Wai)

Analiz: Çok pesimist bir düşünceyi ifade etse de oldukça gerçekçi bir mana da taşıyor bu replik. İnsan denen ikiyüzlü varlığın doğuştan kötü bir tabiata sahip olduğunu dile getiriyor. Biraz da Makyevelist bir hayat tarzını çağrıştırıyor; fakat daha çok, “güçlü olan ayakta kalır” biçimindeki Darvinci söylemi akla getiriyor. Hümanizma kavramına bütünüyle ters elbette. Yine de üzerinde iyice düşünülmesi gereken bir replik; çünkü insan ilişkilerinin tümüyle sağlıksız bir görünüm kazandığını imliyor.

 

Replik: “Adamlarımızın hepsi de işadamı. Sadakatleri buna dayanıyor. Babamdan bir şey öğrendim: 'Etrafındaki insanlar gibi düşünmeye çalış' derdi. Bu ilkeden yola çıkarsan her şey mümkün.” (“Michael Corleone”/The Godfather–2/Coppola)

Analiz: Ataerkil söylemi yeniden sürüme sokan bir bakış açısı. Babayı dinle, ki daha önemli kararlar alabilesin. Öte taraftan insan zaafına empati yoluyla rahatça nüfuz edilebileceğini imlemesi açısından da psikolojik bir anlayış. Komplike düşünmeye gerek yok, basitçe düşün; çünkü insan denen köhnemiş varlık özünde birdir ve her insanda benzer zaaflar, benzer noktalar mevcuttur.

 

“William Walace” ilk savaşları öncesinde halka seslenir:

Replik: “Şu an buradasınız..vazgeçerseniz eğer; bir gün hasta yatağınızda ölümü beklerken bugün burada olmayı isteyeceksiniz. İşte o gün bugün..” (Braveheart/Mel Gibson)

Analiz: Tarihe adlarını altın harflerle kazımış görkemli hükümdarların savaş-öncesi konuşmaları çok etkileyicidir. Bu da onlardan biri. Şimdi Napolyon’dan da bir alıntı yapmanın tam sırası: “Askerlerim! Roma sizindir, gidin ve alın.” Amiyane tabirle bir tür baştan çıkarmadır bu. Tekrar Wallace’a dönecek olursak… Tebaası altındakilere sorumluluk yükleyen ve bunu da gayet etkili bir biçimde gerçekleştiren bir sesleniş; çünkü tarihin akışını değiştirebilecek bir savaştır önlerindeki.

 

Replik: “Bize geleceği verin. Sizin geçmişinizden bıktık usandık.” (Michael Collins/Neil Jordan)

Analiz: Filmle adını veren kahramanın ağzından dökülen bu tümceler, IRA ve onun nezdindeki isyancı zihniyetin serzenişini ve haklı mücadelesini de dillendirir. İngiliz emperyalizminin yüzüne bir tükürüktür bu, başka bir şey değil!

 

Replik: “Beni en iyi anlayan kişi korktuğum düşmanımmış.” (Hero (Kahraman)/Yimou Zhang)

Analiz: İki uçlu bakılabilecek bir tümce. İlkin bir içlenme, hayıflanma olarak yorumlanabilir. Yani özne, ne denli ifade ederse etsin kendisini yakınındakine tam manası ile anlatabilmiş olmaz; çünkü bir insanı anlamak kadar zor bir zanaat yoktur. İkinci olarak; eğer, nefretini kazandığımız kişiye zaaflarımızı açık edersek, ki hep farkında olmadan yapıveririz bunu, bizi çabuk çözmesine neden oluruz. İnsan ilişkileri ince çizgiler üzerine kurulmuştur.

 

Replik: “Anneni 22 aylık bir evliliğin ardından kaybettim. Bir ömrü doldurmaya yetecek kadar güzeldi.” (“Papaz Monroe”-Cold Mountain/Anthony Minghella)

Analiz: Olgun ihtiyarların göstermekte pek zorlandıkları bir sadakat ve bağlılık örneği. Ölümü olumlayan söylemin bir parçası. Hayatı kabulleniş, ölümü de kabulleniştir biraz. Beckettvari bir sinizm sosu.

 

Replik: “Yüzünden okunabilen ifadeleri saklamak istiyor ve o farkında değil ama saklandığı bu yer onun hapishanesi haline geldi. Oyuncu olmanın zor yanlarından biri ifadesizliği ifade etmeye çalışmaktır.” (Passion of Anna, Ingmar Bergman)

Analiz: Ingmar Bergman’ın kendisi şöyle der: “Bizim için “yüz”ün ne kadar önemli olduğunu bilmeyen sinemamıza layıkıyla nüfuz edemez.” Tam böyle değil fakat buna yakın bir şey söylüyor. Bu replikte bir espri de gizli elbette: Gerçek oyunculuk ve mecazen oyunculuk. Aslında hepimiz maskelerimizi kuşanmış birer ikiyüzlü oyuncu değil miyiz?

 

Replik: “İnsan kalbinin içinde mantık arayan avanaktır.” (“Ulyssess Everett McGill”-Nerdesin Be Birader/Coen Kardeşler)

Analiz: Mizahın ironiye evrildiği kulvarda ince ve duyarlı espriler üreten Coen biraderlerden yine aforizma tadında bir replik. Söze söz katmadan aynen katılıyorum, evet; insan kalbi duygudan örüldüğü için mantık aramak boşunadır. Yanı sıra mantık kavramını zihinde ya da beyinde aramak en iyisi olsa gerek. Yalnız repliğin ucundan kıyısından eski çelişik düalizme göndermede bulunmadığını kim iddia edebilir?

 

Bir femme fatale’dan inciler :)

Replik: “Öldürmek, sigara içmeye benzemez. Onu bırakamazsın.” (“Catherine Tramell”-Temel İçgüdü/Paul Verhoeven)

Analiz: 90’ların katil kraliçesi, yegâne femme fatale Catherine Tramell’a bu söz cuk diye oturuyor. Sigara içerken, insanın içini okuyan cool bakışlar atarken… Bir de üstüne bu replikleri patlatırken onu izlemek büyük keyif doğrusu. Nihai hedeflerine uygun cinayetler işlerken ölüm ve sigara arasında kurduğu bağlantı ironik görünse de yokoluşu, tükenmeyi imlediğinden yeterince popüler ve çekici olmayı başarıyor.

 

Replik: “En heybetli düşünceler bile çok sık duyulduğunda gülünç olurlar.” (“Pablo Neruda” –Postacı/Michael Radford)

Analiz: Nobel ödüllü, Şilili büyük şair Neruda’nın ağzından dökülüveren bu tümce, kısırdöngüye girmiş çağın betimlemesini yapıyor adeta. Hazır demokrasi tartışmaları da devam ederken bu repliği aktarayım dedim. Günümüzde içi boşalmış bir demokrasiden bahsediliyor çünkü.

 

Replik: “Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var.” (“Leonard Shelby”- Akıl Defteri/C. Nolan)

Analiz: Ayna ve özne arasındaki diyalektik, bizde Mevlana'dan Orhan Pamuk'a, Fransa'da ise Stehendal'den Michel Tourney'e değin uzanan oldukça yaygın bir metafor. Ayna kimi zaman hayatın bütün çarpıklıklarını resmeden yegâne araç olarak tasarlanıp kurgulandı, kimi zaman da bu gerçekliklerden hiçbir zaman kaçılamayacağını anlatmak için önemli bir düstur olarak tasvir edildi. Ayna, salt metafor olarak düşünüldüğünde burada akla gelen birkaç şey de "bilincin veya bilinçaltının aynası" diye tabir edilen ve öznenin çoğu kere hesaplaşmaktan kaçındığı geniş bir "bastırılmışlık" evreni.

 

Replik: “Doğru ya da yanlış diye bir şey yok, sadece popüler fikirler var...” (“Jeffrey Goines” –Twelve Monkeys/T. Gilliam)

Analiz: Doğrudan Nietzsche’yi hatırlatan bir replik: Her şey iyinin ve kötünün ötesinde olup biter…

 

Replik: “Hiçbir düş sadece bir düş değildir.” (“Dr. Bill Harford”- Gözü Tamamen Kapalı/Kubrick)

Analiz: Stanley Kubrick, Arthur Schnitzler'in rüya atmosferinde geçen kitabını uyarlarken, kitabın havasına sadık kalmış diyebiliriz. Özellikle malikânede olup bitenleri ve Bill'in karısının gördüğü kâbusu anımsatan bu replik, iyimserliğe sığınılmaması gerektiğini betimlerken, bir yandan da gerçeklerin katılığını ifşa etmede çok manidar bir kılıfa bürünüyor.

 

Replik: “Frenleri kullanma; arabalar gitmek için yapılmıştır, durmak için değil!” (“Michel Poiccard”-Serseri Âşıklar/Jean-Luc Godard)

 

NOT: Spoiler içerir

Analiz: Michel’in hayatının rotasını özetleyen bir replik. Burada ima edilen “hız”, aslında onun hayatının serüven tarafını imliyor. Sürekli Roma hayali kurması, polislerden kaçması vb. gibi enstantaneler Michel’in gerçek ve hayal arasında sıkışıp kaldığını dillendiren araçlar. Fakat bu hızın ya da serüvenin sonu (Koştuğu sahneleri hatırlayın!) filmin finalinde trajik bir noktaya erişir: Michel, ölür…

 

Replik: “Bir şeye gerçekten sahip olmak istiyorsan bırak gitsin. Dolaşıp sana geri dönüyorsa, artık sonsuza dek senindir. Aksi halde, başından beri senin değilmiş zaten.”(Ahlaksız Teklif/Adrian Lyne)

Analiz: Bu repliğin artık hayatımıza karıştığını, bir nevi atasözü niteliği kazandığını bilmem söylemeye gerek var mı? Fakat yerleşmiş sözlerin klişe yaftası yediğini de belirtmeden edemeyeceğim. Yine de hoşuma giden bir replik olduğunu itiraf etmeliyim. Her büyük söz, aforizma vb. hem doğrudur hem de yanlış. En azından izafiyet teorisi böyle söylüyor :)

Yazan: sinefil78


<<Önceki Sayfa |1/126|Sonraki Sayfa>>