Marilyn Monroe Hakkında
Nisan 23, 2007 19:08, 2007
Yves Montand: "Eğer insan Tanrıya inansa, yalnızca Tanrı’nın böyle bir ışık yaratabileceğini söylerdi; öyle bir ışık ki, içinde yananlar ona hakim olamaz."
Joshua Logan: "Siyah-beyaz karşıtlığının keşfedilmesinden beri en ateşli kombinasyon…”
Groucho Marx: "Şaşırtıcı bir olay, bu kız hem Mae West, hem Theda Bara, hem de Bo Peep, hepsi bir kişilikte toplanmış."
Meslektaşı June Haver: “Monroe'nun erkek bakışının hedefi olması ile ilgili bir anısını şöyle anlatmaktadır: "Oturduğumuz evin arkasında güneşlenmesi gerektiği bir sahneyi hatırlıyorum. Marilyn mayosuyla sete gelip şezlonga uzandığında bütün ekip ona bakakaldı. Onu izlerken donup kalmışlardı. Çalışmayı bıraktılar ve yalnız ona baktılar.”
Harmon Jones: "Gözyaşlarına hakim olamıyor. Ne zaman ona ihtiyacım olsa ağlıyor. Böyle olunca da gözleri kızarıyor ve şişiyor.”

Adele Jergens: "Ağlayarak bana annesini kaybettiğini anlatmıştı ve tıpkı filmlerdeki koro kızları gibi, toplumdan dışlanmanın ne olduğunu biliyordu. Marilyn muhtemelen korunmaya gereksinimi olmasa da, insanın içgüdüsel olarak korumak istediği kızlardandı."
Joan Crawford: "Cinsellik herkesin hayatında önemli bir yer kaplar. Ama birileri Monroe'ya aktrislerin aynı zamanda hanımefendiler olduğunu söylemelidir."
Billy Wilder: "Sürekli geç geliyordu ve bir çekimin yeniden yapılmasını istiyordu, sonra bir çekimin daha, sonra bir başka çekimin daha... Strasbergler ona ne olursa olsun, tamam olduğunu hissedene kadar yinelemesi gerektiğini öğretmişlerdi."
Billy Wilder: (Marilyn Monroe ile bir daha çalışıp çalışmayacağı hakkında) "Ben bu konuyu hem doktorumla, hem psikiyatrımla konuştum, her ikisi de benim böyle bir şeyi yeniden yapmak için çok yaşlı ve fazla zengin olduğumu söylediler.”
![]()
Kermit Miller: "Bütün ince renk ayrımlarını parlak uç noktalara taşıyan sarışın bir melek.”
Arthur Miller: "İronik dokundurmaları ve kuru mizahı, nefes alabilmesini sağlayan oksijeniydi onun."
Arthur Miller: "Korkunç ve ölümcül olan, onunla bu yıldızın arasında hiçbir şey olmamasıydı. O 'Marilyn Monroe'ydu ve işte bu onu öldürüyordu"
Howard Hawks: "Önemi arttıkça, korkusu da artıyordu. Yeteneklerine kesinlikle güvenmiyordu."
Alfred Hitchcock: “Zavallı Marilyn Monroe, cinsellik, yüzünün her yanında yazılıydı.”
Sir Laurence Olivier: "Farkında bile olmadığı bir zekayla dolu bu bakışlar başka kimsede yoktur. Beyazperdede güçlü bir kişiliği vardı. Birinci sınıf bir oyun sergilerdi. Belki ben de ona ve kendime karşı hırçın ve duygusuz birisi gibi davrandım, çünkü kariyerimin tehlikeye düştüğünü hissetmiştim. Ben 50 yaşındaydım. Eğer Marilyn kendimi 20 yaş genç hissetmemi başarabilseydi, ne güzel bir anı olurdu bu benim için. O harikaydı, herkesten iyiydi."
Ado Kyrom: "Bir aptalı oynaması için insanın çok akıllı olması gerek."
![]()
Roloff ve Seeßlen: (‘Erotik Sinema’ adlı kitabın yazarları) "Marilyn Monroe'nun uzun ve gerçekten de trajik mücadelesi -kendi içinde bir mitosa dönüşen, kadının baskı altına alınmışlığının ve de direnmesinin bir metaforu haline gelen mücadelesi- onun kendi kimliğini bulup dayatma, bir seks nesnesi olma statüsünü reddedip özgürleşme taleplerinin de bir ifadesiydi; Monroe'nun bu savaşı, seks tanrıçaları kültünü tamamlayıp sonunu getirdi aynı zamanda; seks bombalarının en kusursuz imajı, perdedeki en yetkin görünümüydü o, ama aynı zamanda da bu imajın olumsuzlanmasıydı."
Fritz Lang: "Stüdyoya gelmekten cehennemi bir korku duyuyordu, sürekli geç kalıyor, replikleri aklında tutamıyordu ve çalışmanın çok yavaş ilerlemesinden kesinlikle o sorumluydu."
Atilla Dorsay: “Kendisine yüklenmek istenen -başta aptal sarışın ve onun gerçek yaşamdaki karşılığı olmak üzere- her şeyden nefret etmiş ve onca yapaylık arasında biraz gerçek yaşam, biraz içtenlik aramış bir kadındı o... Herkesin tırmanmayı düşlediği dorukların anlamsızlığını anlayan ne ilk, ne de son sanatçıydı... Ne var ki onun bu denli bilinçli olmasını, el yordamıyla da olsa starlığın, ünün ve popülerliğin kimi gizlerini en çıplak haliyle görüp göstermesini yadırgadı, giderek mahkum etti Hollywood... Onu yalnızlığa, mutsuzluğa, dolayısıyla ölüme yargıladı. Marilyn yazgının, yani sinemanın kendisine yüklemek istediği bir rolü oynamadı. Ve sonunda o role isyan etti. Onun öyküsü, yüzyılımızdaki medya starlarının sahip olduğu en acıklı öykülerden biridir. Gerçek bir tragedyaya en çok yaklaşanlardan biri... Ve kitleler, kimi konularda yanılsalar da, kamu önünde yaşanan özel yaşamlardaki trajiği hiç kaçırmazlar. Marilyn’in de bu trajedi yüküyle bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu.”
(Kaynaklar: Deniz Tansel’in ‘Marlin Marlin’ isimli incelemesi, Cinsellik Ansiklopedisi, ‘Sinemada Cinsellik’ maddesi; kimkimdir.gen.tr)
(1) Yorum yaz! Bağlantı
