KLASİK ve KÜLT FİLMLER - Blogcu


Batalla en el cielo / Battle in Heaven – Cennette Savaş

Mayıs 13, 2007 12:23, 2007


“Erkek ile erkek arasında sevgi imkansızdır, çünkü cinsel ilişki olmamalıdır ve erkekle kadın arasında arkadaşlık imkansızdır, çünkü cinsel ilişki olmalıdır.” Joyce


Tahammül sınırlarını zorlayan bir film Batalla en el cielo (2005, Carlos Reygadas). Filmi açıp kapayan sekansta olan biten şudur: Herhangi bir seyircinin özdeşleşmekte problem yaşaması muhtemel görünen şişman bir adam -birazdan ‘Marcos’ diyeceğiz ona- ayakta, sabittir; fotojenisi yüksek, genç ve güzel bir kadın -ona da ‘Ana’ dememiz gerekecek- Marcos’a oral seks yapmaktadır. Beden kontrastının çarpıcılığı şöyle dursun,  asıl sinir bozucu etki, haddinden fazla uzun tutulan bu oral seks sekansıyla sağlanmaktadır. Batalla en el cielo’nun, bu “başlangıç” ve “bitiş” arasında kalan bölümleri de  ekstrem sayılabilecek görüngü ve yaşantılarla örülü, en azından bu yazının sahibi için. Bu nedenle, bu rahatsız edici, bu izlenmesi zor (aslında bu da göreceli) seyirliği kısaca deşmekte fayda var. Evet, asap bozucu bir film; fakat ele aldığı konular, sorduğu sorular hiç de öyle basit ve sıradan değil; bilakis “iktidar düzeni”nin göbeğinde yalıtılmış, “monoton” gündelik yaşamın kuyusunda yabancılaşmış, “evrensel yalnızlığa” işaret eden kahramanları ve içimizi ezip de geçen tınılara sahip “lirik” müziği ile çok farklı ve çok önemli bir film Batalla en el cielo.


Kısaca Marcos ve Ana’yı tanıyalım.


Marcos (Marcos Hernandez); içe dönük, ‘derin’ düşünceli, evli bir adam. Ana’nın (Anapola Mushkadiz) şoförlüğünü yapıyor.


Ana; yüksek rütbeli bir subayın kızı, sevgilisi var, fahişelik yapıyor. Niçin? Hiçbir ipucu yok. Belki de zevk aldığından, belki paraya ihtiyacı var, bilemiyoruz.


Marcos’un, futbol maçıyla ilgili görüntüleri televizyondan izlerken mastürbasyon yapmasına tanıklık ettiğimiz vakitten itibaren, kendi deyimiyle “fantezi”sine ortak ediliriz ve anlarız ki, filmin açılış ve de kapanış sekansını oluşturan görüntüler de adamımızın fantezisinden başka bir şey değildir. Burada birkaç soru sormanın vaktidir:


Marcos platonik bir aşık mı, yoksa salt cinsel arzularının doyuma ulaşamaması nedeniyle fantezilerine sığınan biri mi? Birinci soru kuşku götürür; yalnız ikinci sorunun cevabı bence ‘evet’tir. Marcos’u Ana’ya yönlendiren başlıca sebep ne olabilir? Tabii burada da mukayese yapabiliriz: Marcos’un karısı da kendi gibi şişman ve kara bir kadındır. Sözümona Ana ile mukayese edildiğinde vaziyet ‘duru bir gökyüzü’ gibi ortadadır. (Parantez açmama izin verin: Burada herhangi bir küçümseme, aşağılama sözkonusu değildir. Sonuçta Marcos da her şeyden önce bir öznedir; şişman veya çirkin olması, onun “fantezi”lerine davet edilmeyeceğimiz anlamına gelmez. İlla özdeşleşebileceğimiz, sevimli karakterler görmek zorunda değiliz perdede. Hem sevimli, yakışıklı kahramanlar Hollywood filmlerinde cirit atarlar öyle ya! Dünyanın yüzde 99’u sevimli (!) ve güzeldir  (! ) çünkü. Elbette değildir; ama seyircinin güzel ve cazibeli olanı arzu ettiğini düşünür sistem, yapımcı, yönetmen her neyse… Belki de seyirci gerçekten de bunu görmek istiyordur, en azından büyük bir çoğunluk… Parantezimizi kapayalım.)


Uzun lafın kısası, Marcos, Ana’yı arzulamaktadır. Cinsel doyuma, arzusunun nesnesine eli uzanamayan Marcos’un reaksiyonu şiddettir. Marcos, Ana’yı evinde öldürür. Cinayet, bu korkunç badire, vicdan azabı kanalıyla Marcos’un dinsel duygulanımını yükseltir. Marcos’un yolu şu kertelerde zincirlenir: cinsel arzu=şiddet. Şiddet=vicdan azabı. Vicdan azabı=din. Din=kilise. Kilise=ölüm.


Batalla en el cielo’da bu öykü iskeletinin içine tamamen düşündürücü, kimi meseleler giydirilmiş. Öyle ki, üstü kapalı bir biçimde değinilen bu meseleler, evlat sevgisi, yalnızlık, ordu ve birey, futbol ve orgazm, fahişelik, dinsel/transandantal coşku, mahremiyet vb. vb. şeklinde uzayıp gidiyor. Bu meselelerin iç içe geçtiğini söylemeye gerek yok. Yine de filmde belki bir yan öykü gibi durabilme potansiyeli taşıyan “çocuk kaçırma” mevzuu da bence kilit bir nokta. Bahsi geçen çocuğun ölmesi, Marcos’u polise teslim olmaya yönlendirir ilkin, karısı bunu engellemeye çalışır sonra; daha sonra da malum cinayet gerçekleşmekte gecikmeyecektir. Karısının engellemesine karşın Marcos’un teslim olmayı düşünmesi, içten içe cinayeti önceden planladığını sezdirmektedir. Belki. Belki de biraz da bunun tetiklemesiyle, yani zaten teslim olmanın getirdiği bir çılgınlıkla Marcos, Ana’yı öldürmüştür. Filan falan…


Batalla en el cielo’yu enine boyuna aydınlatamadığımın farkındayım; yalnız tüm bu soru(n)ları ilk elden çağrıştırdığını söylemek istemiyorum, çünkü söyledim bile.

Yazan: sinefil78





<<Önceki Sayfa |1/126|Sonraki Sayfa>>