Şubat 27, 2008 17:53, 2007
La Cérémonie / Seremoni {Claude Chabrol}
2 paket spagetti, 1 şişe sıvı yağ, 4 kuzu but, 2 kilo pirzola, 1 kg. sığır bifteği, 3 kutu sardalya ve füme balık, 6 şişe Vichy Celeston (...)
"Bu kadar yemeği ne yapacaklar? Kıtlık mı var?" (Jeanne, Sophie'nin siparişlerini verirken...)
______
Claude Chabrol kimdir öncelikle... 'La Beau Serge' (1958, Yakışıklı Serge) filmini bilir misiniz? Fransız Yeni Dalga (Nouvelle Vague) akımının önemli isimlerinden biri olan Chabrol, Marksist kimliğini açıkça ifşa etmekten çekinmeyen bir sinemacı. Birçok filminde ekseri kadını merkezine alır ve de burjuva aileleri... Chabrol, ana konumuz dahilinde Michael Haneke ve François Ozon ile beraber son dönem Avrupa sinemasının ilk akla getirdiği isimlerden biridir. Sözünü ettiğim sınıfa eleştiri oklarını göndermekten çekinmez filmlerinde. Ancak Haneke'ye nazaran bu daha belli belirsizdir sanki Chabrol'de... Evet, anlatım serttir yine, bazı sahneler (bkz. Seremoni'deki final sahnesi) izleyenleri bir süre takip eder ancak 'tarafgir' olmak hususu kafamı kurcalamakta... Ben yorumuma geçeyim kısaca.
La Beau Serge'de üniversite ve köy, aydınlar ile halk yığınlarını karşı karşıya getiren yönetmen; La Cérémonie’de (1995, Seremoni) ise alt ve üstsınıflar dilemmasını/çatışmasını gözler önüne seriyor.
'Sophie' (Sandrine Bonnaire), esas karakterimiz. Bir burjuva ailesinin yanına hizmetçi olarak yerleşen Sophie, son derece konvansiyonel ve içine kapanık bir karakter. Öyle konvansiyoneldir ki televizyonun kumandasına hükmetmekte dahi yabancılık çeker. Okuma yazması yoktur. Claude Chabrol’ün garip, takıntılı ve kasavet depolayan psikolojik anlatımı ve 'karakterleri' bu filmde de hâkim. Birçok karakter ile bağ kurmak mümkün olmasa da (iticidirler), bu, filmin içine girmeye engel teşkil etmiyor.

Sandrine Bonnaire ve Isabelle Huppert
Tipik bir ortasınıf burjuva ailesini masaya yatıran yönetmen, iki sınıf arasındaki çelişki ve gerilimleri (bu, filmde biraz tek taraflı olarak betimleniyor, son paragrafta kısaca değineceğim üzere...) önce küçük nüanslarla yediriyor; son fırça darbesini ilerleyen süreçte vuruyor. Olaylar yavaş yavaş gelişiyor yani. (Funny Games gelir akıllara...) Malikâne, bir taşra semtinin şehirden uzak, ormanlık ve çevreden yalıtılmış bir alanına nazır. Ki bu durum Sophie'ye cafede evin hanımefendisi tarafından ihsas ediliyor: "Etrafta apartman olmaması ve sessizlik sizi ürkütür mü?"
Ev, tipik bir burjuva konağı... Duvarlarda zarif peyzaj tabloları, büyük bir kitaplık... Ailemiz ise çekirdek aile dediklerinden; bir karı koca ve iki çocuktan müteşekkil... Son derece medeni ve kibar bir aile. Salonda davetler verir, Mozart ve Nietzsche üzerine konuşurlar. Yüksek sesle arya dinlerler. Birbirlerine karşı tavırları da oldukça rahat... (Öte yandan Fransız sinemasının sofra/yemek adabı ve takıntısı da yine gözden kaçmıyor.)

Sophie, bahsettiğim halleriyle ailemize ve yaşayış tarzlarına tezat oluşturmaktadır. Evet, Bay ve Bayan Lelievre'nin ona karşı tavırları son derece müsamahakâr ve şefkatlidir. Aynı şekilde kızları da öyle... ("Odasında TV olması çok iyi ama o bir robot mu? Hep yalnız mı yaşayacak?" diye serzenişte bulunuyor annesine, kahvaltı masasında...) Ancak yine de yolunda gitmeyen bir terslik olduğunu sezinliyoruz çoğu sahnede. Sophie'nin garip hareketleri hep dikkat çekiyor. Sanki içten içe aileye karşı bir husumeti var ya da bana öyle geldi. Ailemiz tatile çıkma arefesindeyken kütüphanedeki konuşmaları hatırlayın. Baba uçak ile gidilmesi taraftarıdır. Kulak misafiri olurken gördüğümüz Sophie'nin yüzünde ise belli belirsiz, yadırgatıcı bakışlar... Aynı bakışlar, kitaplığı ilk kez gördüğü esnada da çıkmıştı karşımıza...

'Jeanne' (yönetmenin fetiş oyuncusu Isabelle Huppert) ise aileye öteden beri kin besleyen bir postane çalışanı. Hafifmeşrep tavırları olan bir hanım. Sophie ile bir süre sonra kuracağı yakın dostluk, işlerin şirazesinden çıkmasına yol açacak olaylar silsilesinin başlangıcıdır. Sophie'nin zahire çıkmayı bekleyen duygularını tetikleyen, açığa çıkartan kişi olmuştur Jeanne... Altsınıfların üstsınıflara/burjuvaziye duyduğu düşmanlığının cisim bulmuş halidir zira o. Öyle ki mektuplarını okur, gelen paketlerini karıştırır. Sophie ile kaçamakça girdikleri malikânede ayyuka çıkar bu durum. Evin ihtişamından büyülendiği ayan beyan belli olan Jeanne, televizyonu açar ve "Ne çok kanal var böyle!" diye mırıldanır; derken kitaplığı karıştırır. Sophie'nin kaldığı odadaki eski televizyona ise burun kıvırır, "Onlarınki seninkinden çok daha güzel!" diye bir söz eder.
---Spoiler!--- İki kızın fakirlere yardım adı altında ve kiliseyi temsilen girdikleri zengin evinde, evin varsıl sahiplerince verilen yardım paketini anımsayın. Paketi açan kızlarımız, zenginlerin kullanmadığı ve deyim yerindeyse ıskartaya çıkardığı paçavralarla karşılaşır. Ve de kokmuş bir konserve yemeği... "Bunun tarihi geçmiş be, fakirleri mi zehirleyeceksiniz!" diye çıkışır Jeanne.
Derken bu konuyla ilgili peder ile girdikleri tartışma sahnesini hatırlayın. Bir an için Ferzan Özpetek'in "Kutsal Yürek" (2005, Cuore sacro) filmi dank eder hafızalarda...
İnanılmaz bir vahşet ve 'vandalizm' içeren final sahnesi ise tam Chabrol'den beklenecek bir anlatımdı ve temelleri usul usul verildiği için etkileyiciliği daha da katmerleniyordu kanımca... Bir an kareye girip duruma müdahil olasınız geliyor.
----- Ancaaaaak; final sahnesi demişken çok mühim bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim son olarak. Evet, film çok keskin olmasa da bir burjuvazi kritiği... Fakat filmin genelinde ve bilhassa da finalde görüldüğü üzere Chabrol, ezen/ezilen sınıflar diyalektiğini ve bildik kalıplarını tersyüz ediyor. Ezen, hor gören bir burjuva portresiyle değil; tam tersine munis, sevecen üstsınıf manzaralarıyla karşılaşıyoruz genel olarak. Yorumumda da belirttim zaten, aile efradını çizerken... Bir de madalyonun öteki yüzüne bakalım: Horlanması, hakir görülmesi, gadre uğratılması gereken altsınıflar yerine bilakis -final sahnesinde aileye yönelik barbarca saldırıyı hatırlayın- hiçbir şekilde özdeşleşme ve empati kuramayacağınız iki 'hasta ruhlu' kadın çıkıyor karşımıza!
Son derece potansiyeli olan bir konu var elde; ancak oyunu kuralına göre oynamıyor yönetmen. Bir an için Sophie'nin ilerleyen süreçte evin mukimlerince dışlandığını kabul etsek bile (yol verilir kendisine); bu da sınıfsal güdüler ve retoriklerden 'kaynaklanmamaktadır.' Sebep, Sophie'nin uyumsuz ve garip hareketlerine binaen (evin küçük kızına şantaj yapar, istenmeyen misafirler getirir...), tamamıyla 'kişisel' ve haklı görülebilecek mazeretlerdir.

Claude Chabrol, La Cérémonie'nin Setinde
Yani mağdur taraf Lelievre ailesi olmuş; isteyerek yahut istemeyerek seyircinin içindeki basıncı itfa etmiştir Claude Chabrol...

Bak Sophie, dileğin oldu nihayet!
NOT: 1995 Venedik Film Festivali’nde Isabelle Huppert ve Sandrine Bonnaire En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü paylaşmışlardı.
İmza: okaliptus80
(0) Yorum yaz!
Bu yazıyı paylaşın!
