Potemkin Zırhlısı {Sergei Eisenstein} - KLASİK ve KÜLT FİLMLER - Blogcu


Aralık 13, 2007 02:18, 2007

Potemkin Zırhlısı {Sergei Eisenstein}



Devrim Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (2)

Bronenosets Potyomkin / Potemkin Zırhlısı {Sergei Eisenstein, 1925}

"Sinemada bir zamanlar kurgunun her şey olduğu ileri sürüldü. Bugün ise kurgu bir hiç olarak görülüyor. Ben kurgunun ne her şey ne de hiç olduğu görüşlerine katılıyorum. Sinema sanatının biçimsel olarak önemsenmesi gereken bir bölümüdür kurgu.

Yeni birçok yönetmen kurgunun belli başlı özelliklerini unutarak ve filme yaptığı katkıyı hiçe sayarak, kurguyu operatörlerin eline bırakmıştır. Oysa konuya, hareketlere, kişilerin durum ve davranışlarına uygun bir biçimde filmi kurmak hiç de kolay bir şey değildir. Usta sinemacılar bile perdede gördüğümüz çeşitli filmlerin sahnelerinin bağlantılarında, hareketlerin birbirini takip etmesinde, kısacası anlatımda uyum kuramamışlardır."

Sergei Eisenstein, yukarıda kısaltarak verdiğim sözlerinde de görüleceği üzere, sinemada 'kurgu'nun babalarından bir tanesi. O, bir propaganda sinemacısı sıfatıyla gerçeği asla bir kenara itmediği gibi; onu ufak değişikliklerle tersyüz etmekte, farklı bir düzlem ve kurgusal yönüyle ele almakta sakınca görmez. Filmlerini epik ve destansı bir tarzda verirken; gerçek ile kurguyu birbirine harmanlar. Montajla oynamayı da sever. Bronenosets Potyomkin’deki (1925, Potemkin Zırhlısı) kimi sahnelerde görüleceği üzere farklı mekan ve zamanlardan alınan unsurları "biçimsel bir estetik dahilinde" bir araya getirir. Buna da 'montajların atraksiyonu' adını verir. Zaten “sinema sanatı" bir yönüyle karelerin terkibinden, belli bir plana göre bir araya getirilmesinden ibaret değil midir?

Velhasıl; dönemdaşı David W. Griffith'den etkilendiği aşikâr olan bu büyük ustanın bahsettiğim teknik ögeler (kurgu, görüntü, montaj vs...) üzerine düşünceleri, günümüzde kimi okullarda ders olarak okutulmakta; otoriteler nezdinde hâlâ büyük bir referans noktası olarak kabul edilegelmektedir.

Bronenosets Potyomkin, Odessa'da "stüdyo dışında" çekilmiş; binlerce -ve hepsi de halktan- figüran kullanılmıştır filmde. Bireysel olarak sivrilen tek bir isim, tek bir kahraman yoktur. Haa belki 'Vakulinhucku' diyebiliriz ancak onu da ikinci part bitmeden devre dışı bırakacaktır yönetmen. Sosyalizmin kollektivist ruhu da buna faktör tabi. Başrolde handiyse bir zırhlı vardır diyebiliriz.

Potemkin Zırhlısı, 1905 yılındaki "ilk" isyan kıvılcımı sırasında yaşanmış gerçek bir olaydan aktarmadır. Söz konusu isyan 12 yıl sonra bir devrim ile başarıya ulaşmış; 1922'de ise sosyalist cumhuriyet resmi olarak kurulmuştu. Bizzat Sovyet yönetimi tarafından, olayın tam 20. yıldönümünde (1925) sipariş veriliyor Sergei Eisenstein'a. Rejisörümüz henüz çok gençtir. Ancak daha evvel çektiği 'Grev' ile de rüştünü ispat ettiği için onu uygun bulmuştur Bolşevik yönetim.

Ve ortaya çıkansa bir sessiz sinema şaheseri oluyordu. Yüzyılın en iyi filmlerinden biridir kuşkusuz.

BİR NOT: 1905 isyanı, evet bir kıvılcımdır, bir başkaldırı ve uyanış nüvesidir. Ancak başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Oysa Sergei Eisenstein filmde isyana utku kazandırıyor. Bu da ilk paragraflarımda anlatmak istediğim noktaya işaret eder.

5 ana bölümde ilerleyen ve dediğim üzere üst kadronun destek vermesiyle yapımına başlanan Potemkin Zırhlısı; 1905 yılında yaşanmış bir olaydan esinlenerek oluşturulmuştur. Ana konu, Potemkin adlı zırhlı savaş gemisinde iğrenç şartlar altında çalışan denizcilerin, bir süre sonra isyan bayrağını açmaları, erat ile birlik olarak -subayları da ortadan kaldırıp- gemiyi ele geçirmeleri ve o sıralar grevde bulunup müthiş bir devrim dalgası ile çalkalanan Odessa halkı ile yekvücut olmalarıdır. Her türlü sanatsal ve biçimsel yetkinliğini bir an için kenara atarak diyebiliriz ki Potemkin Zırhlısı, kendini devrimci uyanış ve mücadeleye "hasretmiş" açık bir propaganda filmidir. İhtilâlin yerleşmesi adına atılmış önemli bir manevradır.

Filme de adını veren esas zırhlımız ıskartaya çıkarıldığı için Karadeniz limanlarında bulunan bir gemi, aslına uygun tadil edilmiştir. Dediğim üzre oyuncular da halktan oluşturulmuştur.

---------- !!! Bundan sonrası spoiler içerir !!! -----------

Grigori Alexandrov'u Eisenstein'ın asistanı olarak gördüğümüz (daha sonra Ekim'de de {1928, Oktyabr} devam edecek bu) Potemkin Zırhlısı, Lenin tarafından çekilen 1905 tarihli tel ile açılıyor. "Revolution of War...", "Devrim için savaşmalıyız!" diye başlayan bir tel. Derken 'Vakulinhucku'yu görüyoruz; denizcilerin lideri, az sonra yazacağım isyanın bayraktarı... Mektubu denizcilere okuyor güçlü hitabetiyle.

Denizcilerin uyudukları hamak benzeri yataklara, çetin çalışma koşullarına tanık oluyoruz ilk bölümlerde. Bir de zorla yedirilmeye çalışılan kurtlu et... Bu etten yapılan ve yemeyenlerin güvertede kurşuna dizilmeye çalışılacağı çorba, bardağı taşıran son damla olacaktır. Tayfa arasındaki en faal karakter olan Vakulinhucku'nun ateşlemesiyle topyekün bir isyan hareketi oluşuyor mürettebat arasında. Bir süre sonra bahsini ettiğim kurşuna dizme sahnesinde askerler (yanaşık düzen içerisindedirler ve bu da mevcut rejimin dengeci-statükocu yönünü temsil eder) ve bahriyeliler birleşir. Zira mezkur ismimiz, beyaz bir brandaya giydirilen asi denizciler ile onlara nişan almış konumdaki mavzerlilerin arasına girmiş; "Ne yapıyorsunuz, kime ateş ediyorsunuz kardeşlerim?" diyerek Çarlık kuvvetlerinin saf değiştirmesini sağlamıştır. Zırhlımız artık devrimci kanadın elindedir. Kızıl bayrak çekilir göndere...

— Bir Ayrıntı: Gemiden atılmaya çalışılan subaylardan birinin odası... Bir yandan denizcilerimiz tarafından tartaklanmasını izlerken, öte yandan odadaki kuyruklu piyano (ve yarattığı çelişki) gözden kaçmıyordu.

— Bir Ayrıntı: Sistemin sekter yönünü temsil eden papazın ve de doktorun arka fonda olduğu et sahnesi... Subay, o dönem tüm şiddetiyle devam eden Rus-Japon savaşına göndermede bulunmaktaydı.

— Bir ayrıntı: Güverte sahnesinde, pravdanın direklerinde asılmış cesetler beliriyordu kısa bir an. Sembolik bir anlatımını görüyorduk üstadın.

--- Bir de hoş anektod: Bir yerde okumuştum. Branda sahnesi ile alakalı olarak, Potemkin'de ayaklanan askerlerden bir mektup alıyor yönetmen. Aynen şöyle cereyan ediyor:

Er, söz konusu brandanın altında kendisinin de bulunduğunu yazmış. Eisenstein ise bu örtü olayının gerçek olmayıp kendi buluşu olduğunu söyleyememiş bu ere. Ancak kendi kuramı açısından önemli bir sonuç çıkarmış: Demek film, görgü tanığını bile güçlü bir empati ile etkileyip onun anılarındaki gerçek olayı değiştirebilecek raddede güçlü...

''Kurtlu etler, bütün bir emekçi kitlesinin içinde bulunduğu kötü koşulların bir simgesi olmakta; güvertede olanlar, bütün bir Çarlık rejiminin zalimliğini çağrıştırmaktadır." (Atilla Dorsay söylemişti.)

Odessa merdivenlerindeki kıyım sahnesi ise gerçekte "yaşanmamıştır." Eisenstein'ın kurgu oyunlarından bir tanesiyle karşı karşıyayız. Ancak tüm zamanların en etkileyici ve sert sekanslarından biri olduğu su götürmez. O yılankavi merdivenlerde üst üste bindirilen insan seli, çaresizliği temsil eden ve bacakları olmayan adımımız, tıngır tıngır merdivenlerden yuvarlanan beşiğin içerisindeki bebek, küçücük çocuğu öldürülen gözü yaşlı ananın kendini kurşunlara siper etmesi... Çarlık mezalimini apaçık ortaya seren bir kıyımdı.

Odessa halkı dev bir kortej halinde gemi efradı ile birleşiyor. Subaylarca katledilen ve ulusal mücadele/devrim ruhunun somut nişanesi olmuş Vakulinhucku'nun katafalkı önünde ağıt yakıyor; sloganlarla çarlığa karşı bileniyorlar. Emekçi ve başörtülü kadınlar, kız kardeşler, küçük çocuklar, yaşlılar... Hep bir ağızdan devrim şarkıları söyleniyor, özgürlük nidaları atılıyor. Rusya'nın aydınlık geleceğine gönül koyuluyor.

Geminin saldırıya cevabı gecikmeyecek, Potemkin'imizin katliama yanıtı sert olacaktır. Hedef: Opera binası... Mevcut kokuşmuş rejimin ve kapitalizmin gücünü temsil eden o debdebeli bina... Üst üste üç aslan heykeli göreceğiz parçalanan... Romanovların sonunun yaklaştığına dair bir eğretileme yapılmıştır.

Filmi özel bir gösterimde izleyen Anatoli Lunacharsky'nin, gösterim sonrası sarfettiği sözlerle yazıma nihayet veriyorum:

"Bizler bugün burada çok önemli bir tarihi ve kültürel olaya tanık oluyoruz. Yeni bir sanat doğmuştur. Bugünden itibaren geleceğin büyük sanatı olan film sanatından söz edilecektir!"

İmza: okaliptus80


<<Önceki Sayfa |21/126|Sonraki Sayfa>>
Bu yazıyı paylaşın!

  1. Yazan: lukasm | Tarih: Aralık 18, 2007 Saat: 01:47
    Konu: Hoşgeldin...
    Uzun zamandır tek mekan üzerinden okuttuğun enfes yazılarını başka ortamlara çıkartıp ferahlatmak yerinde bir davranış olmuş.Haliyle bilinen kalemlerin farklı mecralarda yeniden buluşması keyif verici bizler için...Tekrardan hoşgeldin Okaliptus80...

    Bağlantı >

  2. Yazan: http://www.sibelbay.blogspot.com | Tarih: Aralık 18, 2007 Saat: 16:10
    Konu: :))
    Bayramızı kutluyor ve bayram tadın da bir yıl diliyorum size((: Görüşmek üzere, sevgiyle...
    *Yok bu sadece 15 günlük bir tatil öncesi acele yazılmış tebrikti veda değildi :))

    Bağlantı >

  3. Yazan: gecelerde | Tarih: Aralık 18, 2007 Saat: 20:04
    Konu: Emeğe Saygı
    Çalışmalarınız güzel olmuş,başarılarınızın devamını dilerim http://gecelerde.blogcu.com (Bizede bekleriz...)

    Bağlantı >

  4. Yazan: isimsiz | Tarih: Aralık 28, 2007 Saat: 00:10
    Konu: Teşekkürler
    Uzun zamandır forum sitelerinde film kritikleri okuyorum.Sinefil78 ve Okaliptus80 özellikle yazılarını en sık takip ettiğim forum üyeleriydi.Birlikte daha iyi çalışmalar dilerim.Emeğinize sağlık.Teşekkürler

    Bağlantı >