Nisan 18, 2007 01:10, 2007
Martin Scorsese Der Ki
“Şöhret bana çok ilginç geliyor. Bir imaj sunup bu imajla yaşaması gereken insanlar yani… Hakkımda konuşulduğunu duyduğumda hoşuma gitmiyor değil. En azından yaptığım işin biraz takdir edildiğini görüyorum. Öte yandan yaptıklarıma dikkat etmek zorundayım. Filmler çok büyük paralara ve büyük acılara mal oluyor.”
“Benim için sinema kilise gibidir.”
“Oyuncularla uzun uzun konuşurum ve onlarla çok samimi bir havada çalışırım. Tabii yöntem üzerine de konuşuruz.”
“Hiçbir sahne basit değildir, hiçbir sahne önemsiz değildir, o yüzden oyuncuları cesaretlendirmeye ve hep pozitif bir hava yaratmaya çalışırım. Genellikle ‘Güzel’ derim. ‘Güzel’ benim için ‘idare eder’ ya da bazı durumlarda ‘kötü’ anlamına gelebilir; yani o durumda bir dahaki tekrarda neyle karşılaşacağımı bilemem, belki de daha iyisi çıkacaktır, dolayısıyla tekrar isterim. ‘Harika’ da o kadar iyi değil demektir. ‘Mükemmel’ bayağı iyi anlamına gelir. ‘Kusursuz’ ise gerçekten iyidir.”
“Sinema, çerçevenin içinde ve dışında olanların bütünüdür.”
(The Last Temptation of Christ – Günaha Son Çağrı hakkında) “Beni Kazancakis’in yapıtında en çok etkileyen nokta, İsa’nın, mesihliğine rağmen hepimiz gibi acı çeken, son anda kendi inancını sorgulayan bir insan olarak anlatılmasıydı.”
“Yapımcıdan beklediğim şey, bütçe sınırları içinde istediğimi vermesi ve işin yaratıcı yönüne karışmaması.”
“Zor ve öfkeli biriyim. Ama benim de mizah duygum var. Bu hayatımı kolaylaştırıyor. Bu yüzden komedyenleri seviyorum ve bu yüzden Dean Martin’in filmini çekmek istedim.”
“Belgesel filmlerimle konulu filmlerim arasında ayrım yapmıyorum. Perdede beni büyüleyen kişilikler, gerçek hayatta büyüleyenlerle aynı. Hepsi aynı soruya yanıt arıyorlar: Nasıl hayatta kalmalı? Doğrudur, nevrozla ve nevrotik kişilerle ilgileniyorum. 'Dengeli' denen kişiliklerden çok daha ilginçtir onlar. Kişilerim kadar, onları canlandıran aktörlerin de nevrotik olmasını istiyorum. Böylece perdede bambaşka bir boyut yakalanabilir.”
(David Cronenberg hakkında) “Onun Dracula'da Renfield’i oynayan Dwight Frye ile Arthur Bremmer karışımı, böceklere, sineklere karşı ağzı sulanarak bakan birine benzediğini düşünmüştüm. Ama New York’taki apartmanıma geldiğinde, karşımda Beverly Hills’ten gelen, jinekolog tipli bir adam vardı.”
“Acı çeken insanlara her zaman ilgi duydum .”

“Doğu Yakası’nda büyüdüm ve gerçekçi bir paranoyağım. Artık sokaklarda yürümüyorum. Eskiden de çok dikkatliydim. Gözlerinde belirli bir ifadeyle bana doğru yaklaşan insanlar gördüğümde, şehrin hangi bölgesinde bulunduğuma bağlı olarak ne yapacağımı ya da nasıl ortadan kaybolacağımı bilirdim. Dolayısıyla asla Central Park’a gidenlerden biri olmadım. Gençken beş altı arkadaşımla birlikte paten kaymak için gittiğimiz olurdu bazen, ama kendimi hiç rahat hissetmezdim; çünkü korku içinde büyüdüm.”
“Savaşın gerçekten ne olduğunu anlatan tek film: Full Metal Jacket (1987, Stanley Kubrick).”
“Artık daha sert konularla geliyorlar. Kente özgü sert duygular. Bana aşk öyküsü teklif etmiyorlar artık.”
“Müzik son derece önemlidir. Ancak ben, daha önce perdede olanların altını çizdiği zaman değil de kontrapunto olduğu zaman müziği seviyorum.”
“Benim bütün filmlerim hayatta birbirimize nasıl davrandığımızla ilgilidir. Ne zaman ilgimi çeken bir film çıksa, mutlaka kişinin toplum içinde varolma ve yaşama biçimiyle ilgilidir.”
“Robert de Niro, Taxi Driver’da yorumlayacağı karakterin hangi hayvana benzediğini sormuştu. Ona, ‘Niçin bir kaplan olmasın?’ dedim. O ise, ‘Hayır; daha çok bir kurt gibi, daima gözetleyen, bekleyip fırsat kollayan biri.’ diye cevap verdi. Ve bunu söyledikten sonra kurtları izlemek için hayvanat bahçesine gitti. Bu davranışını çok takdir ettim, çünkü oyunculardan çok şey beklerim.”
“Taksi Şoförü’nü çektiğimiz sırada ‘New York Bir Yaz Festivalidir.’ diye bir slogan vardı. Doğrusu biz de filmi yazın çekmiştik ama baktığımız yerde gördüğümüz hiç de bir yaz festivaline benzemiyordu.”
“Bütün emosyonel şiddet, aktörlerce değil, kamera tarafından yaratılmalıdır.”
“Sinemada şiddet, rahatsız edici ve salakça görünmelidir; gerçek hayatta olduğu gibi.”
“Günümüz sinemasında bolca rastladığımız gibi, şiddetin kendi kendinin amacı olarak gösterilmesini itici ve katlanılmaz buluyorum. Filmlerimdeki şiddetin her zaman karakterlerde temellendiğinden ve zorunlu olduğundan eminim. Fakat şiddetin beni büyülediğini de niçin inkar edeyim ki? Böyle olmasaydı filmlerimde bu kadar çok şiddet bulunmazdı.”
“Yönetmenlik açısından öğrendiğim başlıca ders, yönetmenin bir yandan ne istediğini bilmesi ve onu elde etmek için her şeyi yapması; diğer yandan da şartlara göre her şeyi değiştirme kabiliyetine sahip olması gibi iki sürekli gerilime maruz kalmasıdır.”
“Önemli olan, karakterin filmin bitiminden sonra ne yapacağıdır. Asıl acı, karakterin bir filmin içinde yaşamaya devam edecek olmasıdır.”
(Kundun hakkında) “Boyun eğmez bir isteğin, ateşli dindarlığın ve bağlayıcı dünya politikalarının hikayesi.”
“Yarattığımız, meydana getirdiğimiz her şeyi birkaç saniyede yok edebilecek imkanlara sahibiz. Bilinçaltımızda, (sosyal/dış) çevreyi algılayışımızı etkileyen, kendimizi sürekli tehdit altında hissetme durumu vardır. Özellikle, şiddetin gittikçe alttan alta gizlice yayıldığı ve daha sık patlak verdiği patlama halindeki büyük kentlerde insanların hayatı kendini savunma ve koruma davranışlarınca belirlenir olmuştur… İnsanı ürküten yan; çalışmalarımda sergilediğim bu şiddetin, özellikle medyadaki gittikçe yaygınlaşan şiddet haberleri karşısında tamamen etkisiz kalmasıdır.”
(Kaynaklar: Martin Scorsese röportajları, Şiddetin Mitolojisi, Göstermenin Sorumluluğu, Sinema Merkez)
(1) Yorum yaz!
Bu yazıyı paylaşın!
Yazan:
vizyonfilm
| Tarih:
Nisan 18, 2007 Saat: 09:40
Konu: Kişilik olarak biraz farklı
Yani küçüklüğü yada sokaklarda korkarak yürüyüşü... Ama yinede en başarılı yönetmen ve senaristlerden biri. Fotoğrafa baktığımda inanamadım, kadro mükemmel:)!
İnşallah bizledende böyle inanılmaz insanlar çıkar.
