Nisan 5, 2007 22:29, 2007
Stalker’ın Umutsuz Sonu Üzerine
Yönetmen, Andrei Tarkovsky… Rus sinemasının değil yalnızca; dünya sinemasının da en özgün yönetmenlerinden, sinemanın şairi, bir filozof. Stalker’da (1979, İz Sürücü) yarattığı dünya bir diğer filmi Solaris’i daha ötelere taşıyan düşüncelerle örülü, daha sade, daha derin. Bizim Stalker, yani kılavuz-kişi, tıpkı bir İSA gibi yol alırken umuda, bilinmeyene, yanına dışlanmış bir bilim adamını, bir de melankolik bir yazarı katıyor. Ateist oldukları, manevi inançlarını yitirdikleri, içinde yaşadıkları düzeni (bu düzen elbette SSCB’deki komünist düzen) sorguladıkları, hayattan hiç de memnun olmadıkları aşikar. Bir nevi umut için, değişim ihtiyacı için mi katılıyorlar yanına Stalker’ın? Görünüşte öyle, belki de yolculukları esnasında vazgeçiyorlar, geçmişleriyle yüzleşmekten, vicdanlarıyla hesaplaşmaktan...

Stalker, Yazar ve Bilimadamı Henüz "Eşik"teler...
Son umut kırıntılarını da yok etmek için yelteniyorlar, ZONE’un (Bölge) malum, malumluğu ölçüsünde gizemli “kapı”sından içeri girer girmez. Evet, “onlar hiçbir şeye inanmıyorlar.” Belki de umudun aslında hiçbir zaman mevcut olmadığını kanıtlamak istiyorlar, son bir çabayla. Ya da belki de umudu asıl yok edenler, onu içimizden alanlar, umutla birlikte mutlu ve huzurlu geleceği de yok edenler… asıl onlar hiçbir şeye inanmıyorlar. Kim bilir? Zorlu badirelerden sonra dönerler, oldukları yere. Fakat değişmişler midir? Yoksa tıpkı umut gibi değişim de bir masal mıdır? Kim bilir? Üstelik inanç denen şey insan için o kadar gerekli midir? Peki, şimdi; yani ZONE’dan döndükten sonra neye inanıyor, bilimadamı ve yazar? Kim bilir? Yine de 20. yüzyıldaki huzursuzluğun kökeninde yatan ve bu kökenden sızıp yapıbozumuna uğrayan şeyleri ima etmekten de hiç geri kalmıyorlar: siyaset, savaş, istismar, bilim, sanat, din…
(0) Yorum yaz!
Bu yazıyı paylaşın!
