Şubat 23, 2007 14:04, 2007
Full Metal Jacket Üzerine Tezler
1)
Eğitim alanında askerlerle birlikte koşarken çavuşun ironik şarkılarından birinde silah ve penis arasında bağlantı kurulur; libido ve savaş, cinsel organ ve ölüm kalım meselesi, cinsel birleşme ve yok etme, cinsellik ve kendini savaş alanında koruma gibi daha örneklendirilebilecek bir diyalektikler zinciri kurulur.

2)
Stanley Kubrick filmde eğitim çavuşu rolünü verdiği oyuncuyu bizzat ordudan, emekli askerler arasından seçmiştir. Filmde eğitim çavuşu rolünde karşımıza çıkan R. Lee Ermey'i ilk gördüğünde ona şöyle demiştir: “Her şeyin gerçek olmasını istiyorum.” Full Metal Jacket’ı (1987) izleyenler bunda fazlasıyla başarılı olunduğunun bilincindedir. Dayak, küfür, ceza gibi insanlık dışı uygulamalar eğitim kampında rutin şeylerdir ve emekli Ermey, rolünün hakkını fazlasıyla verir.
3)
Eğitim mekânına, çevresine adapte olamadığından psişik dengesi altüst olan ve bunun sunucunda da duygu erozyonuna uğrayan Pyle (Vincent D'Onofrio); despotik Eğitim Çavuşu Hartman’ı (R. Lee Ermey) öldürür, ardından da intihar eder. Pyle’ın çavuşu öldürmesinin gerekçesi, önce eğitim çavuşu tarafından dışlanması, ardından da arkadaşlarınca elimine edilmesi, kısacası üzerindeki baskıdır. Hakaret, aşağılanma, dayak, tecrit edilme gibi insan doğasına aykırı unsurlar bu kaçınılmaz sonucu doğurmuştur. Eğitimini tamamlamış, bir makine-asker haline dönüşmüş olsa da öldürdüğü ilk kişi kendi vatandaşı, eğitim çavuşu olur. Bu da sistem içinde eğitilen askerlerin sisteme başkaldırabilme olasılığını ima etse de bireysel bir eylem olmaktan öteye gitmez; çünkü çavuşu öldürdükten sonra Pyle’a tek seçenek kalır: intihar. Nihayetinde devlet örgütlenmesinin asal nüvelerinden olan ordu gücüne isyan etmenin yararlı bir sonuç doğurmadığını, etkili olmadığını bir kere daha anlarız.
![]()
4)
Vietnam’daki Amerikan karargâhında ordu gazetesi haberleri çarpıtarak yansıtır; çünkü öncelikle sıcak savaş halindeki askerlere ve kulakları Vietnam’dan gelecek herhangi bir habere kilitlenmiş Amerikan kamuoyuna hamasi, moralleri yüksek tutabilecek bilgiler nakledilmelidir. Buradaki vurgu direkt olarak enformasyonun hükümet, ordu vb. kanalıyla doğrudan çarpıtılması, hasıraltı edilmesidir.
5)
Basının rolünün hicvedilmesi akıllara Vietnam üzerine çekilmiş sloganist filmleri ve ajitatif belgeselleri de getirir ister istemez. Amerika’nın Vietnam’da ne işi olduğu sorusuna cevap arayan, savaşın asli anlamını sorgulayan Hollywood yapıtı o denli azdır ki komple sinemacı Kubrick hiç kesme yapmadan, omuz kamerasıyla sola doğru uzun bir kaydırmayla çektiği bir sekansta şu replikleri çınlatır kulaklarımızda:
“John Wayne, sen misin? Bu ben miyim?
Kameraları çalıştırın. Bu filmin adı: ‘Vietnam’
Palyaço John Wayne olursa, ben de atım!
— Ben Rock Hudson!
— Ben de Ann-Margret!
Ayı da azgın bir bufalo olur!
— Ben de General Custer!
— Kızılderili kim olacak?
Çekik gözlüler de Kızılderili olur.
Eve dönüyorsunuz.
Hep sadığız.
Bizler acımasız denizcileriz efendim.
Rahat uyuyun.
Ben öleceğime siz ölün.
Hiç değilse bir dava uğruna öldüler.
Hangi dava bu?
Özgürlük.
Kendine gel çaylak.
Kızılları özgürlük için mi haklıyoruz sanıyorsun?
Bu bir katliam.”
Evet, askerler arasında geçen bu ilginç diyalog bütün soruları yanıtlamış olur. İlk iki replik tarihi gerçeklerin çarpıtılmasını Hollywood filmlerindeki Gerenimo ve Beyaz Adam karşıtlığına değinerek ima eder. Sonrasında, Vietnamlıların yeni Kızılderililer olarak teşbih edilmesi de düşündürücüdür. Son iki replik de Vietnamlıların Amerikan ordusunun savaşta gönülsüzce bulunan askerleri tarafından katledildiğini haykırır.
6)
Askerler hep bir ikilem içindedir. Niçin Vietnam’da bulunduklarını, neden çekik gözlüleri (kendi deyimleridir bu) öldürdüklerini çoğu bilmemekte, daha doğru bir ifadeyle, olup bitene bir anlam verememektedirler. Bildikleri tek şey, hayatta kalmaları için öldürmek zorunda oldukları, bir de yaptıkları şeyin katliam olduğudur. Bu “ikilem” filmin omurgasını oluşturan temel bileşenlerden birdir. Hatta Vietnam’da Joker (Matthew Modine), miğferinde yazan Born to Kill yazısıyla dolaşır; fakat elbisesinde ise Barış Amblemi bulunmaktadır. Bunu fark eden üst rütbeli ile Joker arasında geçen manidar diyalog, bu “arada kalmışlık sendromu”nu uluslararası boyuta taşıyarak evrenselleştirir.
7)
Aynı yaşta fakat en nihayetinde heterojen bir yapı arz eden askerler bilinç enflasyonuna uğratılarak militarizmin dayattığı homojen kalıba hapsedilirler. Yeni kimlik-kalıp bellidir: makine-asker. Evet, askerliğin düsturlarından biri de bir ölüm makinesine dönüşmektir. Ölüm makinesine dönüşen asker, hem kendini korumasını öğrenmiş olacaktır hem de Vietnam için gerekli olan özgürlüğü (!) sağlayacaktır. Askerin dönüştüğü şey salt bir ölüm makinesi değildir; her asker insanlığından da çıkmak zorundadır. Örneğin helikopterin içinden tarlalarda çalışan Vietnamlılara ateş eden makine-asker yaptığından gurur duyar, hareket eden her Vietnamlının “Kızıl” olduğunu belirtir, öldürdüğü Vietnamlıların sayısını övünerek verir.
8)
Açı-karşı açı tekniği, Vietnamlı Sniper ile Amerikalı askerler arasındaki çatışmada çok başarılı bir biçimde uygulanır. Burada Amerikalı askerlerin kapana kısılmış gibi hissetmeleri, aralarında çıkan ufak çaplı tartışma, vurulan arkadaşları karşısındaki çaresizlikleri ayrıntılı olarak verilse de Sniper’ı görmeyiz. Kamera sadece Sniper’ın gözlerinden kısa bir süreliğine de olsa bakmamızı sağlar. Kubrick, ustası Orson Welles’in mirasını gayet ölçülü ve yerinde kullanır.

9)
Dönemin rock şarkıları hüzünlü tınılarıyla Full Metal Jacket’ı belgeselvari bir havaya kaydırır. Abigail Mead’in müzikleri de Full Metal Jacket’ın daha da zenginleşmesine katkıda bulunur. Özellikle Sniper’ın Amerikan askerlerince arandığı sekanslarda müziğin -Görüntü yönetmeni Doglas Milsome’un estetik dokunuşlarıyla birlikte- gerilimin artırılmasında yoğun bir katkısı söz konusudur.
10)
Full Metal Jacket, klasik Vietnam stereotiplerini yapıbozumuna uğrattığı içindir ki kalburüstü filmlerden biri olmuştur. The Deer Hunter (Michael Cimino – Avcı – 1978), Apocalypse Now (Francis Ford Coppola – Kıyamet – 1979), Platoon (Oliver Stone – Müfreze – 1986) ve Casualties of War (Brian de Palma – Savaş Günahları – 1989) gibi Vietnam’ı konu alan belli başlı örneklerden de farklıdır Full Metal Jacket. Eğitim aşamalarının ayrıntılı ve gerçekçi olarak sunulması mesela, onu farklı bir konuma yerleştirir. Hollywood’un logos’unu tersyüz eden bir filmdir Full Metal Jacket.
(2) Yorum yaz!
Bu yazıyı paylaşın!
Yazan:
Mr. White
| Tarih:
Eylül 4, 2007 Saat: 00:49
Konu: Full Metal Jacket
Önünde saygıyla eğildiğim bir film Full Metal Jacket. Bence Stanley Kubrick'in en iyi çalışması.
Tezler için de teşekkürler. Bahsettiğin savaş karşıtı filmler bence Full Metal Jacket filminin eline su bile dökemez. Bu fikrimi de hoş görün lütfen...
Düzenleyen sinefil78 gün: 9-4-2007 saat: 21:43
Yazan:
sinefil78
| Tarih:
Eylül 6, 2007 Saat: 00:37
Konu: Full Metal Jacket
Mr. white, teşekkür ediyorum yorumun için fakat 2001: A Space Odyssey' e biraz ayıp oldu doğrusu ;) Şaka bir yana, önemi tartışılamayacak düzeyde bir film Full Metal Jacket.
