Şubat 17, 2007 00:23, 2007
Duy da İnanma!
Aşağıda yer alan asparagas dokümanın –muhtelif sinema dergileri ve gazetelerden; ayrıca IMDb, Ekşi Sözlük vb. sitelerden derledim- birkısmının doğru olma olasılığı elbette var; fakat doğru da olsalar yanlış da bu tarz magazinel fazlalıkların her daim birilerinin işine yaradığı da bir gerçek. Gazetelerin tirajının artması, oyuncuların reklamlarının yapılması vb. vb. Bazen de pek işe yaramaz bu tür gariplikler. Şöhreti yüksek karizma sahibi kişilikler düpedüz yerin dibine geçirilir, fanları ise bu haberlerden dolayı bahsi geçen şöhretlere kuşkuyla bakar vs. vs.
Şimdi birkaçını sıralayalım:
İtalyan Hitchcock Dario Argento’nun Suspiria (1977) filmini sinemada izleyen otuzdan fazla kişinin kalp krizinden ölmesi.
Al Pacino’nun, Dog Day Afternoon’dan (Köpeklerin Günü – 1975) sonra iyi bir filmde oynamadığını düşünmesi.
Stanley Kubrick’in The Godfather’ı (Baba – 1972) 10 kez izledikten sonra gelmiş geçmiş en iyi film olduğunu söylemesi.
Yönetmen Billy Wilder’ın gençliğinde jigololuk yapması.
James Dean ve Marlon Brando’nun biseksüel olmaları; hatta birbirleriyle de ilişki yaşamaları.
Douglas Sirk’in fetiş oyuncusu Rock Hudson’ın öldükten sonra biseksül olduğu ortaya çıkınca karısının Rock’un James Dean’e de âşık olduğunu açıklaması.
Maria Schneider’in Ultimo tango a parigi (Paris’te Son Tango – 1972) sonrasında; Michael Douglas’ın ise Basic Instinct’den (Temel İçgüdü – 1992) sonra rollerinin etkisinde kalıp psikolojik tedavi görmeleri.
Robert de Niro’nun karısından dayak yemesi.
Fransız oyuncu Catherine Deneuve’ün gençliğinde telekızlık yapması.
Al Pacino’nun atalarından birinin Aziz olması (Bunda The Godfather mitinin etkisi var mı bilemiyorum).
Fransız oyuncu Gerard Depardieu’nün gençliğinin sefalet dönemlerinde müslüman olması.
Some Like it Hot (Bazıları Sıcak Sever – 1959) filminin çekimleri sırasında Marilyn Monroe ve Tony Curtis’in kısa süreli bir ilişki yaşamaları.
Mısırlı oyuncu Omar Sharif’in (Ömer Şerif) “Kemal Sunal, Doktor Civanım ile oyunculuk dersi verdi.” demesi.
A Clockwork Orange’da (Otomatik Portakal – 1971) Alex’in (Malcolm McDowell) iki dilberle seviştiği sahnelerin tamamen gerçek olması. McDowell’ın filmin çekimleri bittikten sonra birkaç yıl kendine gelememesi.
Sergio Leone’nin, The Godfather’ı yönetme teklifini “Ben kendi mafya filmimi çekeceğim” diyerek reddetmesi.
Aktris Grace Kelly ile evlenirken Monaco Prensi’nin {fakir(!)miş} Kelly’nin babasından 1 milyon dolar istemesi.
Idiots (Gerizekalılar - 1998) filminin çekimlerinde çıplak sahnelerden çekinen oyuncularını motive etmek için Lars von Trier’in de soyunması.
Eyes Wide Shut’ın (Gözü Tamamen Kapalı - 1999) zorlu geçen çekimleri sırasında Tom Cruise’un gastrit olması.
Federico Fellini’nin fetiş oyuncusu Marcello Mastroanni’nin üşengeçlikten gazetelerin sadece ilk ve son sayfalarını okuması.
Stanley Kubrick filmi Full Metal Jacket’ın (1987) farklı bir finalinin olması; fakat şirketin bu finali beğenmemesi. Rivayet edilen finalde ise ölen Sniper’ın kafasını kesen askerler kafayla futbol oynuyorlarmış.
Bernardo Bertolucci’nin eşcinsel olması.
Ridley Scott’ın En İyi Yönetmen Oscarı’nı kazanmayı çok arzulaması.
Stalin’in John Wayne’i öldürmeleri için KGB ajanlarını Amerika’ya göndermesi (Ajanlar Amerika’dayken Stalin ölür ve iş yatar).
Yılmaz Güney’in hapishane yıllarında, sevmediği için televizyondan uzak durması; sadece çizgi film Heidi’yi izlemesi.
Marlon Brando’nun The Godfather ile kazandığı Oscarı reddettikten sonra tekrar istemesi.
İngiliz strüktüralist yönetmen Peter Greenaway’in –kendisi 1942 doğumlu- sinemaya hayatı boyunca hiç gitmemesi.
Aktör Klaus Kinski’nin; annesi, kız kardeşi ve kızıyla (Nastassja Kinski) cinsel ilişkiye girmesi.
Sibel Kekilli’nin Eve Dönüş (2006) filmi üzerine Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde aldığı en iyi kadın oyuncu ödülünün sebebinin jüri üyeleriyle yatmış olmasına bağlanması.
Stanley Kubrick’in, spektaküler kült film Eraserhead’deki (Silgikafa - 1977) bebek rolünde oynayan kukla yüzünden David Lynch’i telefonla arayıp defalarca sormasına rağmen Lynch’in kuklanın yapımı ile ilgili herhangi bir ipucu vermemesi.
Kubrick’in en sevdiği beş filmden birinin Eraserhead olması.
Aktör Cary Grant’in ajan olması.
Marilyn Monroe’nun sanıldığı gibi intihar ederek ölmemesi; hükümetin gizli sırlarını bildiği için öldürülmüş olması.
Breakfast at Tiffany’s (Tiffany’de Kahvaltı - Blake Edwards – 1961) filminin sevimli aktrisi Audrey Hepburn’ün 2. Dünya Savaşı döneminde bale pabuçlarının içinde gizli mesaj taşıyarak hükümet adına kuryelik yapması.
David Lynch’in tuhaf koleksiyonlar yapması. Mesela kavanozda özenle bir rahim saklıyormuş.
Martin Scorsese’nin Taxi Driver’daki (Taksi Şoförü – 1976) Travis Bickle rolü için önceleri Harvey Keitel’i düşünmesi; rol Robert de Niro’ya gidince de çok yakın olan bu iki aktörün aralarının bozulması.
Atıf Yılmaz’ın arşivinde kendi filmlerinin yer almaması.
David Wark Griffith’in yönettiği The Birth of a Nation’ın (Bir Ulusun Doğuşu – 1915) Ku Klux Klan’ın yeniden canlanmasında pay sahibi olması.
Fernando Meirelles’in City of God (Tanrıkent – 2002) filminin uyuşturucu mafyasından izin alındıktan sonra çekilmesi.
Evet, duy da inanma!
(1) Yorum yaz!
Bu yazıyı paylaşın!
Yazan:
DNDR
| Tarih:
Ağustos 8, 2007 Saat: 16:58
Konu: Çoğu asparagastır
İnanmak zor ama kaynak da fena değil :) Bazıları gerçekten de şok edici ama yine de böyle olmalarını bilmek biraz sevindiriyor, ama bu sözleri söylerken bile tuhaf oluyorum.
Düzenleyen sinefil78 gün: 8-8-2007 saat: 17:59
