Nisan 11, 2008 , 2007
The General {Buster Keaton & Clyde Bruckman}
"...Bazı
komedi oyuncuları, seyirciye katılıp onlarla yüz göz olurlar. Bir
komedi oyuncusu, perdede gülmeye başladığı anda seyirciye gördüklerini
ciddiye almaması gerektiğini, bütün bunların bir 'şaka'dan ibaret
olduğunu söylemiş olur. Gerçekten de böyle davrandıklarında artık kimse
onları ciddiye almaz ve en gülünç durumlarda bile seyirciyi güldürememe
olasılığı doğar. Bir komedi filmi, oyuncu için eninde sonunda 'aptal
numarası' yapmak anlamına gelir ve oyuncu bunu ne kadar 'ciddi' yaparsa
o kadar komik olur." (Sinemanın 'hiç gülmeyen soğuk adamı' böyle
söylüyor aynen.)
Gaglara dayalı, tipik Buster Keaton geometrisinden ve simetrisinden beslenen, şiirsel, şiirsel olduğu kadar da abartılı ve "kaba" bir güldürüdür 'The General' {1927, General}. Kullanılan teknik ve çıkarılan işçilik, şüphesiz zamanının çok çok ötesinde bir maharet/titizlik barındırdığı gibi, bugün dahi izleyenleri şaşkına çeviriyor. (Bilhassa köprüde vuku bulan son sahneler...) Filmi büyük yapan da bu sanırım!

Sessiz
Sinema döneminde adı Charlie Chaplin ile kıyaslanmaktan bir türlü
kurtulamamıştır Keaton’ın. Chaplin sineması içeriğe vurgu yaparken,
Keaton ise daha ziyade teknikte olgunlaşmış gibidir. Ama şu bir gerçek
ki ikisi de çok büyük sinemacıydı.
Buster Keaton'ın hem yönetip hem de başrolünü oynadığı bu sessiz sinema klasiği, Amerikan İç Savaşı'nın en buhranlı dönemlerinde geçer. İç Savaşın olanca anlamsızlığı ve acımasızlığıyla sürdüğü, ortalığı kasıp kavurduğu günlerde, 'General' adını verdiği (ve gözü gibi baktığı) lokomotifinden başka bir gailesi yoktur 'Johnny Gray'in. İnatçı ve bir o kadar vurdumduymaz, çevresinde kopan kızılca kıyamete ilgisiz bir adam. Haa, lokomotifinden başka bir de sevdiği kız var tabi: 'Annabelle Lee'... Kızla onun evinde buluştuğu bir gün, müstakbel kayınpeder ve kayınbirader kapıda belirir. İkisini de büyük bir telaş almıştır. Zira savaş bulundukları kasabaya da sirayet etmiş; orduya yazılımlar başlamıştır.

Film, bu andan itibaren abartılı ve seyri keyifli bir kahramanlık destanına dönüşür. Mühendis olarak kalması daha uygun görülen ve cepheye kabul edilmeyen Gray, bu yüzden sevgilisinin de alaylarına maruz kalır. O ilgisiz adam gitmiş; savaşı bir onur meselesi haline getiren yeni bir adam doğmuştur. Beklediği fırsat da eline geçer. Bir vagon dolusu mühimmat, kuzeyliler tarafından kaçırılır. (Kaçırılan vagonun içerisinde sevdiği kız da vardır.)

Artık
hem kendi onurunu hem Güney eyaletlerinin geleceğini hem de
Annabelle'ini kurtarma zamanıdır. İkinci paragrafta bahsettiğim
bileşenlerin muhteşem yedirildiği trenyolu kovalamacaları da başlamış
olur. Kâh kovalayacak, kâh kaçacaktır Johnny.
Bir başyapıt!
İmza: okaliptus80
(0) Yorum yaz!
Bu yazıyı paylaşın!
